Saray Rejimi, her yol ve araçla, devlet terörünün her türü ile saldırmaktadır. Bu saldırılar kendilerine yönelmeyince, birçok “demokrat”, tam bir hamkafalı gibi, ülkenin demokratik olduğunu, yasalarla yönetildiğini bir çeşit dua gibi tekrarlamaktadır.
İşçiler coplanmaktadır, öğrenciler tutuklanmaktadır, kadınlar her gösteride saldırıya uğrayıp yerlerde sürüklenmektedir, ülkenin hapishaneleri dolup taşmaktadır, her gün kaç kadın, her gün kaç işçi öldürülmektedir, her gün kaç çocuk kaçırılmaktadır… Ekmek pahalıdır ve emek ucuzdur. Tekellere para aktaran Saray, emeklilere açlığı reva görmektedir. Ülkenin yarısından fazlası açlık sınırının altında gelir elde etmektedir.
Ve tüm bu nedenlerle TC devleti, Saray Rejimi, her gün yeni saldırılar ortaya koymaktadır.
Seçimler, 2015 yılından beri hilelidir. Her yerel seçimde seçilen belediye başkanları kayyumlarla görevlerinden alınmaktadır. Bu şartlar altında, parlamentonun, seçimlerin ve burjuva partilerin eski anlamı ile bir parti olmadıkları açıktır. MHP, AK Parti, birer parti midir? Her burjuva partinin içinde ABD, İngiliz, Alman, İsrail ve Fransız istihbaratının ayrı ayrı güçleri odaklanmıştır ve her biri birer çetedir. Tarikatlar bu beş emperyalist gücün kontrolünde bir çete-holdingdir ve devletin içindedir. Yargı, polis teşkilâtının bir parçasıdır.
Tüm bunlara rağmen, “Türkiye laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir” tekerlemesini söyleyenlere, en iyi ihtimalle, Saray’ın propagandacıları değilseler, hamkafalı denilebilir. Bu gidişle de olgunlaşmaları mümkün değildir.
Sınıf savaşı şiddetlenmektedir!
İşçilerin, kadınların, gençlerin eylemlerini bastırmak için tüm devlet güçleri hareket hâlindedir. 1 Mayıs 2026’yı ele alın. Eğer Özel ve arkadaşları, korkmadan, devletten gelen uyarıları dinlemek yerine direniş hattının sesini dinleselerdi, bu kayyum, en azından bugün gündeme gelmezdi. Korkarak Saray’a doğru adım atan, oradan umudu olan, Saray’a karşı mücadelede tereddütlü olan, ilk darbeyi de yer.
İşçilerin, kadınların, gençlerin eylemleri karşısında Saray Rejimi, kriz ve savaş koşullarını da üstüne koyun, hiçbir muhalif sese tahammül edemez durumdadır. Bir yandan Saray Rejimi, CHP eli ile kitlesel direnişi kontrol altına almaya çalışıyor ama diğer yandan da toplumu esir almak için, burjuva muhalefete de saldırmaktadır.
İşçi sınıfı ile burjuvazi, onun makinası olan TC devleti, Saray Rejimi arasındaki savaş, Saray Rejiminin estirdiği devlet terörüne, bölgedeki savaş politikalarına, artan ekonomik ve siyasal krize bağlı olarak, bugün, bu aşamada Saray ile geniş bir nüfusun mücadelesine, Saray ile halkın mücadelesine dönüşmüştür.
Elbette bu savaş, gerçekte, işçi sınıfı ile, işçi sınıfının tüm toplumsal müttefikleri ile Saray Rejimi arasındadır. Ancak Saray Rejiminin baskı ve terörü, Saray Rejimine karşı mücadelenin cephesini genişletmektedir.
Kendi yaşam alanlarını savunan insanlar, gençler, kadınlar, işçiler, bazı küçük burjuva kesimler, Saray Rejimine karşı mücadele etme eğilimi göstermekte, en azından, kendini böylesi eylemlerin içinde bulmaktadır. Bu eğilime rağmen, Saray Rejiminin baskı ve şiddet politikaları, bu toplumsal kesimlerin içinden insanları korkutmakta ve geri durmalarına neden olmaktadır. Gazetecilere, CHP’ye dönük saldırılar, bu anlamda korkuyu büyütme amaçlıdır. Bunun için basın, onlarca, yüzlerce uzman devrededir.
CHP’nin yeni yönetimi, NATO tedrisatından geçmemiştir, henüz geçmemiştir. Bu nedenle Saray Rejimi (elbette Erdoğan değil, aynı zamanda NATO makinası, NATO’ya bağlı gerçek devlet makinası, 2023 sonrasında kurulan savaş kabinesi), durumdan rahatsız olmaktadır.
Biz devrimci işçiler, CHP’nin kuyruğuna takılmayı doğru bulmayız. Elbette CHP’ye dönük saldırılara karşı oluruz. Ama bizim yolumuz, direniş hattıdır, işçi sınıfının devrimci yoludur.
Bugün, Saray Rejimi ile başta işçi sınıfı, kadınlar ve gençler, yaşam alanlarını savunanlar arasında bir savaş söz konusudur. Saray Rejimi, bunu iç savaş olarak görmektedir ve bu nedenle “iç cephe” kavramını kullanmaktadır. İçeride ve dışarıda savaş politikasının gereğidir bu. Bu aynı zamanda Saray Rejimine karşı daha geniş kitlelerin de rahatsızlığını beraberinde getirmektedir.
Saflar belirginleşiyor!
Siyasal olarak ifade edeceksek, burjuva demokratlar, küçük burjuvalar, liberaller, liberal sol, sosyalistler, komünistler Saray Rejimi’ne karşı geniş bir karşı cephe oluşturmaktadır.
Bu cephenin içinde yer alan her grubun, her siyasal eğilimin kendine has bir yolu vardır. Ama en genel anlamı ile bu yolları üç başlıkta toplamak mümkündür. Burjuva demokratlar, liberaller, Saray Rejimi’nin olağan bir seçimle, erken seçim veya zamanında seçim yolu ile değişmesini savunmaktadır. Bunu savunurken, olaylar onları doğrulamıyor, tersine Saray Rejimi onları şaşırtan adımlar atmaktadır. CHP’ye kayyum bunun bir göstergesi olmuştur. Onlara sorarsanız, “bu ülkede yasalar var”, “Atatürk’ün partisine saldıramazlar” gibi nedenlerle bunu yapamazlardı. Oysa yaptılar. Ve CHP merkezini teslim ettiler. Saray saldırdıkça, bunlar “ne yapalım devletin polisine karşı mı direneceğiz” demektedirler. Ve eğer Özgür Özel o an sokağa çıkıp, “Meclise yürüyorum,” demeseydi, bu safha kapatılmış olacaktı. Şimdi, CHP’yi fabrika ayarlarına döndürmek, Saray Rejimine göre şekillendirmek isteyecekler. Bu örnekte görüldüğü gibi, burjuva demokratlar, liberaller, Saray’ın kaybedeceği bir seçime gireceğini düşünmektedirler. Bu yolla, sürekli erken seçim demektedirler ve Saray Rejimine meşruiyet kazandırmaktadırlar. Tutarsızdırlar. İyi niyetli olanları hamkafalıdır, iyi niyetli olmayanları Saray’ın uzantılarıdır.
İkinci cephe, devrimci cephedir. Bu cephe, Saray Rejimi’nin bir direnişle, bir ayaklanma ile, genel grev ve genel direnişle yıkılacağını, bunun da sosyalist devrime ulaşacağını söylemektedir. Bu, işçi sınıfının devrimci yoludur. Biz devrimciler, biz komünistler, bunu gerçekleştirmek üzere, hem işçi sınıfının devrimci bir sınıf olarak örgütlenmesini hem de aynı anda birleşik emek cephesinin oluşturulmasını, bu yolla direniş hattının büyütülmesini savunuyoruz.
Üçüncüsü, bu iki yolun arasında yalpalayanlardan oluşmaktadır. Bunlar, eninde sonunda bu iki cepheden birinde yer alacaktır. Örneğin liberal sol, bugün seçimi bekleme hattına yakındır. Ancak, mücadelenin kendisi bir öğretmendir, gelişen devrimin kendisi en büyük öğretmendir. Saray Rejimi’ne karşı mücadele, herkesi eğitmektedir.
Bugün, direniş hattı, gelişmektedir. İşçilerin, kadınların, gençlerin, kendi yaşam alanlarını savunanların mücadeleleri, henüz bir merkezden yönetilecek durumdan çok uzaktır. Ancak, direnişlerin karşısına Saray Rejimi, tüm devlet güçleri ile çıkmaktadır. Cepheler netleşmektedir. Örneğin Bay Kemal’in gerçek yüzü açığa çıkmakta, CHP içindeki NATO’cu kanat, kendini açıkça ifade etmeye başlamaktadır. Buna karşılık ise, Özgür Özel özenle Bay Kemal’e karşı açık bir saldırı yürütmese de kitleler ve CHP gençliği için Bay Kemal bir hain olarak, çok yerinde bir biçimde, adlandırılmaktadır. Liberallerin politik savunuları anlamını yitirmektedir. Özelleştirme saldırıları artık tepki çekmektedir.
İnatla ve sabırla, işçi sınıfının devrimcileşmesini savunmak, bunu bizzat örgütlemek, Saray Rejimine karşı direnişi genel grev ve genel direnişle birleştirmek üzere birleşik emek cephesini örgütlemek, tek çıkış yolu olarak ortaya çıkmaktadır. Saray Rejimi’ne karşı her yol ve araçla, devrim hedefi ile mücadele etmek, gereklidir, zorunludur.




