KİTLESEL DİRENİŞ İÇİN İLERİ!

Belli ki dağların, denizlerin
Ve göllerin üzerinden
Sıyrılıp gelmektedir seher
Belli ki yakındır
Doğayı ve hayatı sarsacak saat
                              Ahmet Telli 

Bir NATO zirvesi yapıldı Ankara’da. Binlerce gözaltı, yüzlerce tutuklama, yoksulluğun üstüne branda çekme, sokakta yaşamak zorunda bıraktıkları insanları, sokak hayvanlarını toplayıp sürmeler. Bütün mesele kan emici devlet başkanlarına hoş görünmek. Aynı Rutte’nin basın toplantısında demokrasi ve insan hakları nutukları çekmesi kadar göstermelik ve aldatmaca. 

Her işçi, ev kadını, işsiz, genç, NATO’nun ne olduğunu sadece bir google taraması ile öğrenebilir. Bundan sonra hâlâ NATO güzellemesi yapmak, olsa olsa katiline hayran olmaktır. 

Bugünlerde yeniden gündeme gelen, derin devlet denilen şey, TC devletinin kontrolünü elinde tutan NATO mekanizmasıdır. Butlancıların, “devlet diyor biz yapıyoruz” diye anlattıkları, itiraf ettikleri “devlet aklı”, işte bu NATO mekanizmasına bağlıdır. Erdoğan’ı, Bahçeli’si, Bay Kemal’i, bu NATO mekanizmasına bağlıdır ve aynı görev için farklı roller oynamaktadırlar. Tüm katliamların komuta merkezi NATO’dur ve tetikçileri ırkçı, milliyetçi, devletçi, faşist yerel unsurlardır. Bu “yerli ve milli” unsurların tümü, NATO’nun emrindedir. 

NATO sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde, katliamların, savaşların kundakçısıdır. SSCB’ye karşı kurulmuş bu emperyalist savaş örgütü, dünyanın her yerini kana bulamıştır, bulamaktadır. 

Türkiye, bu NATO’nun içinde, ABD tetikçisidir. Bu nedenle her TC yöneticisi, sürekli olarak NATO, ABD tarafından övülmek için her şeyi yapmaktadır. Saray Rejiminin icazet yeri ABD ve NATO’dur. Halklar için NATO kanlı iç savaşların kundakçısı, emperyalist yağmanın aracı, ölüm kusan kanlı bir şebekedir. 

Buradan NATO karşıtı eylemler öncesi ve sırasında tutuklanan dost, yoldaş ve ortaklarımızı selâmlıyoruz. 

Kendi gücünü gör, kendine güven! 

Saray Rejimi bir bütündür. Sadece Beştepe değildir. Basını, yargısı, polis teşkilâtı, siyasi partileri, bilhassa muhalefeti ile bir bütündür. Temel kriter devletin bekasıdır. İç cephenin güçlendirilmesidir. İç cephe dediğiniz, toplumsal muhalefetin sindirildiği, olası tüm itiraz odaklarının ortadan kaldırıldığı, işçi sınıfının açlığa razı edildiği, savaş politikalarının ulusal çıkar vb. masallarla kabul ettirildiği bir alandır. Tek ses, tek yürek, sermayenin ve emperyalizmin emrinde. Boyun eğmeyene hapishane, işkence. 

Muhalefet, burjuva muhalefet, bu sürecin rıza üretme aracı olarak iş görüyor. Gerçekte Saray Rejiminden bir farkı yoktur. İşte Özgür Özel’in “Dış politikada Türkiye partisiyiz” söylemi budur. Bu sözler İsrail ile el altından yürütülen ortaklığın sürdürülmesine onay vermektir. İran’da taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayacağız sözlerine koşulsuz destektir. Ankara’da NATO zirvesi yapılırken başka şehirlere mitinge gitmek budur. Ve elbette, GSYH’nin yüzde beşinin NATO’nun çıkarlarına akıtılmasına destek vermektir. Yeni üsler yoluyla savaşın tetikçisi olmaya destek vermek demektir. 

Dün kayyum Kılıçdaroğlu, kazanılan seçimleri kaybedilmiş gibi yutturmuştur. Sonuçta adam kazandı, burjuva seçim sisteminin özüdür. Ama mühürsüz zarflarla ama arkada yürüyen kirli pazarlıklarla ama tehdit ve şantajla. 

Bir parantez de sendikalara açalım. Türk-İş bilir ki varlığını NATO’ya borçludur. Hak-İş sendika bile değildir. Peki ya DİSK’e ne diyeceğiz? KESK’i ne yapacağız? Ankara sokakları bunları görmemiştir. Üstelik Ankara’ya taşınmış DİSK, NATO’ya hayır demek için İstanbul’da eylem yapmıştır. 

Şimdilerde, maden işçileri, özel okul öğretmenleri ve mülakat mağdurları, onlardan önce Ankara yollarına dökülenler, emekliler, çiftçiler hemen hemen her kesimden kitleler Ankara’ya yürüyor. Normaldir. Ülkenin başkentidir. Üstelik şanlı Tekel Direnişi’ne ev sahipliği yapmıştır. Ama ne zaman Ankara’da bir yürüyüş olsa kapanan yollar Beştepe’ye giden yollardır. Anlaşılıyor ki Ankara’da her yol Beştepe’ye çıkıyor. 

Gücümüzü görmeyi bilmeliyiz. Her zaman Gezi Direnişi gibi eylemler beklemek doğru değildir. Doğru olan Ankara halkının, Ankara’daki devrimci kurumların yaptığı gibi direnişlerle dayanışmayı sağlamak, yayılması için çaba göstermektir. Aslında bu, örgütlülük de demektir. Maden işçisine alacaklarını istediği için kurşun sıkan da öğretmenlere işkenceli gözaltı yapan da tam olarak bundan, direnişlerin örgütlü bir şekilde yayılmasından korkuyor. 

Direnişlerimiz artık enerjisini daha fazla örgütlenmeye ve yeni mücadele biçimlerini benimsemeye, bulmaya ayırmalıdır. Her zaman dediğimizi tekrarlayalım: Sermayeye ve Saray Rejimine karşı her yol ve araçla mücadele etmek zorunlu ve meşrudur. 

Birleşik Emek Cephesi ile savaşa karşı, sömürüye karşı birleşik mücadeleye 

NATO protestoları gösteriyor ki bu ülkenin gerçek yurtseverleri, gerçek sahipleri devrimciler, sosyalistlerdir. Sokakları dolduran, Ankara’ya yapılan makyajı afişleriyle süsleyen, “NATO defol” sloganını eylemiyle hayata geçiren onlardır. İşte burası direnişin odağıdır. Öncü işçiler, öğrenciler, emekliler, kadınlar, köylüler kim varsa itiraz eden bu devrimci odağa yaklaşmak, burayla bağ kurmak, burada örgütlenmek zorundadır. Bu gerçekten bir istek değil, zorunluluktur. Aksi hâlde her direniş bir üfürükle dağılabilir. Ama devrimci saflarla bağ kurmuş, örgütlü bir direnişi yenemezler. Örneklerini yukarıda saydık. 

Bize, işçi sınıfına lazım olan kitlesel direniş hattıdır. Birleşik Emek Cephesi bunun yoludur. Burada bir tekrardan zarar gelmez. Her toplumsal olayda, işte depremlerde, orman yangınlarında, salgın hastalıkta, işçi direnişlerinde, kadın cinayetlerinde… aslında adı konsa da konmasa da ya da adı ne olursa olsun bu cephe kuruluyor. Mesele bunun devamlılığını sağlamaktır. Bir kadın cinayeti işlendiğinde, bunun erkek egemen sistemi kutsayan iktidar olduğunu bilince çıkaracağız. Depremde öldürenin binalardan çok kâr hırsı, rüşvet-yağma olduğunu bileceğiz. Bir toprak parçası rant için talana açıldığında bunun herkesin sorunu olduğunu kavrayacağız. 

İşçi sınıfının kurtuluş yolu, kitlesel direniş, birleşik emek cephesi ve devrimci sosyalist örgütlenmedir. Bu üç ayak olmadan Saray Rejimi yıkılamaz.