KİTLESEL DİRENİŞ HATTI İLE ÖRGÜTLENMEYE!

1 Mayıs 2026, bu topraklardaki direniş iradesini açıklıkla ortaya koymuştur. Aslında Gezi’den bu yana bu irade vardır ve her fırsatta ortaya çıkmaktadır. 

Şimdi şöyle düşünelim. Mesela bu ülkenin tarihinde 1 Mayıs olmasaydı, Türk-İş, Hak-İş’in böyle bir gündemi olur muydu? Ama tarihi vardır ve mecburiyetten bile olsa gündem yapıyorlar. Biri Bursa’yı seçiyor ve bahanesini de işçilerin alışveriş yapması olarak gösteriyorlar. Türk-İş Edirne’yi seçiyor, gayesi İstanbul’dan uzak olmaktır. 

Bu ikisinin işçi sınıfı diye bir derdi yoktur. Yekpare camdan binalarda konumlanmış mafyatik örgütlerdir. İşçiye karşı işçi örgütleridir. 

Taksim’den uzak durmak, körlüktür. Öte yandan CHP’nin etkisi ile Kadıköy kutlamalarına yönelen DİSK, işçi sınıfından kopmaktadır. KESK ve DİSK, ülkemizde gelişmekte olan direniş hattından uzaklaşmakta, direnişlere mesafe koymaktadırlar. Ankara’da maden işçilerinin direnişinden uzak durmaları, bunun en açık kanıtıdır. İşçi sınıfının açlık ve işsizlikle boğuştuğu bir ortamda, işçi direnişlerinin, çevre, kadın ve öğrenci direnişlerinin hız kesmediği bir ortamda, “yasaklandı” diye Taksim’den vazgeçmek, gerçek anlamda işçi sınıfının içinde bulunduğu duruma gözlerini kapatmak demektir. DİSK ve KESK siyasal örgütler değildir, sendikalardır. Ama biz zaten siyasal olarak ileri adım atmalarını tartışmıyoruz, oradan çok uzaktırlar, ama işçi sendikası olmanın gereğini bile yapmıyorlar. Direniş hattından şu ya da bu nedenle uzaklaşıp, uzlaşmacı çizgiyi seçiyorlar. 

Oysa direniş bir hat olarak ortadadır. İşçiler, kadınlar, gençler, toprakları madenlere peşkeş çekilenler direnmeye devam ediyorlar. 

Biz işçiler, işçi sınıfının kurtuluşu için mücadele edenler gözümüzü direnişlere dikeceğiz. Evet, Saray Rejimi saldırıyor. Başka türlüsü de beklenemez. Gözünü saldırılara diken kendi gücünü göremez. Oysa direnişe diken, onun bir parçası olan, bizzat direnişi örgütleyen, hiç olmazsa direnişlerle dayanışmaya giren, korkusundan sıyrılır, kendisinin, sınıf dayanışmasının, direniş-dayanışma-örgüt çizgisinin kazandırıcı olduğunun bilincine varır. 

15-16 Haziran’dan, Gezi’den, 19 Mart’tan öğrendiklerimizle direnişi büyütmeye! 

15-16 Haziran, bu toprakların gördüğü en büyük işçi direnişidir. Öyle ki dönemin hükûmeti, DİSK’i kapatmak için çıkardığı yasayı iptal etmek zorunda kalmıştır. Hızla DİSK’i aşan süreç, Türk-İş üyesi fabrikaların katılımıyla kitlesel, militan bir eyleme dönüşmüştür. Yasa rafa kalkmış, işçi sınıfı kazanmıştır. Bazı patronların bavullarını hazırlayıp yurt dışına kaçmaya hazırlandığı bilinen bir gerçektir. 

Gezi Direnişi, korku duvarlarının yıkıldığı, kitlelerin kendi kendini yönetmeyi deneyimlediği, nasıl yaşamak istediğini bir bütün olarak ortaya koymasa da nasıl yaşamak istemediğini günlerce barikatlarda haykırdığı direniştir. O günden bu yana egemenlerin kimyası bozulmuştur. Gezi’den duyulan korku ve nefret neredeyse her konuşmalarına sızıyor. 

19 Mart’ta gençliğin Beyazıt’ta polis barikatını yıktığı anlar, korku duvarında bir gedik daha açmıştır. Her türlü saldırı ve tehdide rağmen direnişler başlayıp bitmekte ana asla sona ermemektedir. Tarih, geleceğin anahtarıdır. Bu direnişleri, buralarda dövüşeni-düşeni saygıyla anıyoruz. Bunları bir anı olarak değil, geleceğimize ışık tutacak deneyimler olarak görüyoruz. 

NATO’ya karşı mücadele işçi sınıfının gündemidir 

NATO, başta Sovyetler Birliği olmak üzere sosyalizme karşı kurulmuş bir suç örgütüdür. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında ise ABD ve müttefikleri emperyalist güçlerin dünyanın dört bir yanında çıkarlarını korumak için hem genişlemiş hem de müdahale alanlarını büyütmüştür. 

Ülkemizde NATO’nun el atmadığı alan neredeyse yoktur. Her alanda kendi özel örgütlenmeleri ile, devşirdiği isimlerle yol alır. Politikacılar, gazeteciler, sanatçılar, sporcular hattâ sendikalar içinde NATO tedrisatından geçmiş kişiler rollerini oynamak üzere hazır bulunurlar. Elbette yeşil ABD Dolarları ayrı bir motivasyon nedenidir. Her yol ve araçla NATO’nun çıkarlarını cansiparane savunurlar. Sendikal alandaki varlıkları Türk-İş’in kuruluşuna kadar uzanır. 

NATO, sömürgeleşmenin en net görüldüğü yerdir. Ülkemizdeki NATO üsleri, başta Kürecik ve İncirlik olmak üzere, gerek lojistik gerekse de istihbarat için hizmet vermektedir. Son dönemde sık sık duyduğumuz NATO’nun bizi koruduğu yalanı, aslında NATO’nun ülkeyi soktuğu savaş tehlikesinin üstünü örtmektedir. 

Türkiye’deki tüm darbelerin arkasında NATO vardır. 77 1 Mayısı’nda katliamı organize eden NATO’dur. Saray Rejimi bir NATO projesi olarak kurulmuştur. Uyuşturucu trafiği, kara para aklama… bütün karanlık işlerin, Özel Harp Dairesinin arkasında NATO vardır. 

Bu yapıya karşı mücadele, işçi sınıfının gündemidir. 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesini engellemek, buna karşı direnmek işçilerin gündemidir. 

İşçi sınıfının öncülüğünde 

Birleşik Emek Cephesi! 

1 Mayıs 2026’nın gösterdiği gibi ülkemizde direniş hattı vardır. Direniş sorunu değil, direnişlerin kitleselleşmesi ve ortak potada yürümesi sorunu vardır. 

Sorunun çözümünü biz, Birleşik Emek Cephesinin örgütlenmesi olarak tarif ediyoruz. Aslında bu cephe her felaket ânında ya da toplumsal bir mücadele ânında kendiliğinden kurulmaktadır âdeta. Merhem kimdeyse çare ondadır, diyen kitleler bütün yaratıcılıkları ve özverileri ile dayanışmayı, gerektiğinde direnişi örmektedir. Eksik olan kitlelerin siyasal bir örgütlenme etrafında toplanmamasıdır. Siyasal örgütlenme, neyi istemediğini tarif etmek yerine yönetmeyi, iktidar olmayı bir hedef olarak önüne koymaktır.

İşçi sınıfı, doğası gereği varlığını herhangi bir sınıfın varlığına borçlu olmayan tek sınıftır. Üretim sürecindeki yeriyle, hayatı durdurabilecek, sistemi felce uğraşacak güç işçi sınıfındadır. İşçi sınıfının zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Toplumsal mücadelenin öncü gücü işçi sınıfıdır. 

Bu özellikleri nedeniyle işçi sınıfı, kapitalizmin çelişkilerini çözebilecek tek güçtür. Sömürüye, savaşlara, halklar sorununa son verecek olan işçi sınıfıdır. Kadınların, gençliğin özgürleşmesi işçi sınıfının eseri olacaktır. İnsanın doğayla barışması, işçi sınıfı iktidarıyla gerçekleşecektir. 

Birleşik Emek Cephesi, işçi sınıfı öncülüğünde, bütün direnenlerin kendi renkleriyle ama örgütlü güçleriyle buluşacağı bir yapı olacaktır.

Bu cephe, direnişlerde, eylemlerde, hayatın içinde vücut bulacaktır. Öncü tüm işçilerin görevi bulunduğu her alanda Birleşik Emek Cephesinin kurulması ve büyütülmesi olmalıdır.

Tarihimiz, örgütlü gücün mucizeleriyle doludur. Buradan öğrenerek yolumuzu çizeceğiz.