KENDİ GÜCÜNE GÜVEN, KİTLESEL VE TOPYEKÛN DİRENİŞİ ÖRGÜTLE!

Siyasilerin ezberidir. Ülkemiz gelişiyor; büyüyoruz. Saray Rejimi, her konuda olduğu gibi bu konuda da kendi yöntemlerini ortaya koyuyor. Mesela her seçim öncesi veya kriz anlarında bir anda petrol ya da doğalgaz rezervleri bulunur. Ama nedense o rezervler hiç kullanılmaz! Son dönemin “büyüme” masalları ise savaş sanayii üzerinden yazılıyor. Ekonomiye, istihdama katkısı son derece düşük ama kârlılığı korkunç büyük savaş sanayii, sanki bütün halkı doyuracakmış gibi anlatılıyor. Oysa yaşanan, sermayenin savaş müptelası hâlidir. ABD ve NATO’nun savaşı yayma planlarına balıklama atlayan (aslında bir sömürge olarak başka da bir şansı olmayan) mevcut devlet çarkının desteğiyle bu savaş sevicilik gelişiyor. Bir ön cephe ülkesi olarak İran ve Rusya’ya karşı görevler Ankara’da yapılan NATO Zirvesinde egemenlerin önüne konulmuştur.

Kitlesel direnişi işçi ve emekçiler örecek!

Gezi Direnişi’nden bu yana, ülkemizde direniş sorunu yoktur. Yerellerde, toplumsal sorunlarda, işçi havzalarında direnişler sürüp gidiyor. Tekrar bir Gezi beklemek, bir şey yapmadan beklemek, direnişleri görmezden gelmek, küçümsemek, en kötü yaklaşımdır; en hafif deyimiyle ayıptır. Nitekim 19 Mart’ta tekrar bir direniş dalgası yaşandı. Direnişe damga vuran, direnişi yayan ise Beyazıt’ta öğrencilerin polis barikatını aşmasıdır.

Açlık, işsizlik, devlet terörü, siyasal hakların gasbı, işçi sınıfının her hak arama eyleminin bastırılması, artan sömürü ve yoksulluk nedeniyle kitlelerin tepkisi gelişmektedir.

Kitlesel direniş, sadece Yeni Partinin eylemleri değildir. Bunu düşünmek doğru da değildir, körlüktür. Kitlesel direniş, büyük ölçüde kendiliğinden karakterde gelişen eylemlerden oluşmaktadır. İşçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, yaşam alanlarını savunanların eylemlerinden oluşmaktadır.

Mücadele somut olarak ilerler. Kitleler kendi eylemlerinden öğrenirler. Devrimcilerin, öncü işçilerin görevi Saray Rejimine karşı mücadelenin yollarını göstermek, önderlik etmektir.

Esir değiliz işçiyiz, yarının sahibiyiz!

Haber kaynağı burjuva medya veya muhalefet eder gibi yapan Halk TV, Sözcü TV olan biri için ülkede belki yaprak kıpırdamıyor olabilir ya da en fazla Yeni Parti ve Özgür Özel’in eylemleri var gibidir. Oysa gerçek bambaşkadır. Bizler işçi eylemlerini gazetemizin sayfalarına sığdırmakta zorlanıyoruz. Benzer şeyi çevre eylemleri, kadınların eylemleri, emeklilerin, diğer toplumsal kesimlerin eylemleri için söyleyebiliriz. Ama medyada bunlara bir karartma uygulandığı ortadadır. Bu karanlık üretimi, bu saldırı temel alınarak, “ülkede direnişler yoktur” ya da “hani nerede işçi eylemleri” demek, gerçekte işçi eylemlerinin eksikliğine, eksik yönlerine vurgu yapmak demek değildir. Tersine bir durumdur ve gerçeklikten kopma hâlidir. Tekelci kapitalizmde burjuva basın karanlık üretir ve bu konuda çok ustadırlar. Onların, burjuva basının kara gözlüklü ve kara ruhlu adamlarının bir sorunu var; eninde sonunda gerçek ortaya çıkar. İyi ama bizim solcularımızın, burjuva basına aldanıp, kitlesel direniş hareketine gözlerini kapamaları için, burjuva basının karanlık üretme merkezi olduğunu sık sık unutmaları affedilir değildir.

Nisan-Haziran 2026 döneminde, kitle hareketinde yeni bir ivme ortaya çıkmıştır. Bu ivme, olumludur ama kitle hareketinin karakterini değiştirecek durumda henüz değildir. Migros direnişi olumlu bir adım olmuştur. Medyanın karanlığı delinmiştir. Madencilerin Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüşü, bir başka anılması gereken direniştir. Üçüncüsü Edirne’de madencilerin direnişidir. Dördüncüsü özel okul öğretmenlerinin direnişidir. Bu direnişlerin dışında da direnişler vardır. Tüm bunlar sendika mafyasının hegemonyasına rağmen olmaktadır. Edirne’de kendilerini madene kapatan madencilerle röportaj yapan gazeteci Umut Taştan gözaltına alınmıştır. Daha sonrasında çeteler tarafından işçilere ateş açılmıştır. Daha önce Özel Okmeydanı Hastanesinde hakları için direnen işçiler de çeteler tarafından taciz edilmişti. Yeni bir yöntem gibidir. Sendika mafyası bırakın harekete geçmeyi, açıklama bile yapmamıştır.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının Ankara’daki eylemlerine başta KESK olmak üzere eğitim sendikaları sessiz kalmıştır. Bu, sendika mafyasının, mevcut sendikal yapının halini ortaya koymaktadır.
Bu direnişlerin dersini çıkarmak ilerici işçilerin, öncü işçilerin öncelikli işlerinden biridir.

Saray Rejimini işçiler gönderecek!

Saray Rejimine karşı mücadeleyi seçimlere bağlayan, oy vermeye indiren her anlayış, aslında Saray Rejimine meşruluk katan anlayışlardır. Başta Yeni Parti olmak üzere, burjuva partilerin başka bir önerisi de yoktur. Oysa Saray Rejimi sandığı çoktan gömmüştür. Butlan kararı ve sonrasında ortaya çıktığı gibi, muhalefet Saray Rejiminin bir parçasıdır. Özgür Özel ve İmamoğlu’nun NATO tedrisatı uyarınca “törpülenmemiş olması” durumu değiştirmez. Zaten onlar da NATO’ya karşı falan da değildir.
Neredeyse kime sorarsanız sorun halkın yüzde 90’dan fazlası Saray Rejimine karşıdır. İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar karşıdır. Sarayın yarattığı ranttan-yağmadan nemalanan şirketler, aile ve yakın çevresine göbekten bağlı taşeron şirket sahipleri, troller, çeteler, bunlara her koşulda inananlarla birlikte oy oranları yüzde 10 bile yoktur. Ama meşrulukları Barrack’ın ifadesiyle Trump tarafından sağlanmıştır. Seçimler, görüntüyü kurtarmak içindir, ona bile yaramasa da.

Saray Rejimine karşı mücadele geniş, kitlesel bir mücadeledir. Ancak zaferi, devrimci örgütlülüğe bağlıdır. İşçi sınıfının devrimcileştirilmesi, işçi sınıfının en ileri unsurlarının onların öncüsü olarak devrimci örgütlenmenin saflarında birleşmesi, ana hattır. Bu hat içinde olmak üzere, kitlesel direnişi örgütlemek, yaymak ve kararlılık kazanmasını sağlamak üzere Birleşik Emek Cephesinin örgütlenmesi bu hattın içindedir.