“Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
İnsana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
‘Hayır yaşayacağız!’ demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı
önlemek.”
Bertolt Brecht
Hegemonyasını kaybetme korkusu yaşayan ABD, Ortadoğu’da yeni bir savaşın fitilini ateşledi. Yanında tetikçisi İsrail. Venezuela’da derdinin petrol olduğunu gizlemeye gerek bile duymamıştı. İran’da da öyle. Artık “demokrasi götüreceğiz”, “insan hakları” gibi yalanlara bile ihtiyaç duymadan.
Hemen söyleyelim: İran’daki devlet, işçi düşmanı, kapitalist bir devlettir. Ellerinde emekçi halkın kanı vardır. Saldıranlar ise soykırımcı siyonist İsrail ve halkların tescilli düşmanı ABD’dir. Biz işçi ve emekçiler, bu savaşı film seyreder gibi, bir futbol maçı izler gibi izleyemeyiz. Tarafız. İranlı işçi ve emekçilerin, ezilen halkların tarafındayız. Biliyoruz ki atılan her füze, patlayan her bomba kapitalistlerin hesabına kâr, halklara ise ölüm, gözyaşı, yıkılan evler, yoksulluk olarak yazar. İran’da ABD ve tetikçisi İsrail’in her kaybı dünya halklarının kazanımıdır. Bu savaşı İran halkı istemedi. Cenazeler çoğaldıkça ABD halkının da tepkisi daha fazla açığa çıkacaktır. Bize düşen, bu haksız, hukuksuz savaşın karşısında olmaktır.
İşçi sınıfı enternasyonaldir!
İşçi sınıfı, doğası gereği varlığını hiçbir sınıfın sömürülmesine borçlu değildir. Sömürünün ortadan kalkması demek, işçi sınıfının özgürleşmesi demektir. İşçi sınıfının vatanı ise bütün dünyadır. Hani günlük yaşamda deriz ya, doğduğun yer değil, doyduğun yer. Öyle işte.
Kapitalizm, pazar arayışı ve hammadde ihtiyacı nedeniyle ulusal sınırları aşarak evrensel bir sistem hâline gelmiştir. Sermaye uluslararasılaştığı için, ona karşı mücadele eden emeğin de ulusal sınırlara hapsolması imkânsızdır.
İşçilerin çıkarları, mensup oldukları ulusun burjuvazisiyle değil, diğer ülkelerin işçileriyle ortaktır. Kelimenin gerçek anlamıyla işçilerin vatanı yoktur.
İşçilerin kurtuluşu, yerel bir olay değil, toplumsal bir sorundur ve ancak tüm ülkelerin işçilerinin birleşik eylemiyle (enternasyonal dayanışma) başarıya ulaşabilir. “Bütün ülkelerin işçileri, birleşin” sloganı, romantik bir çağrıdan ziyade, kapitalist dünya sisteminin işleyişine karşı bir zorunluluktur.
İşçi sınıfı esaret zincirlerini kıracak!
Saray Rejimi, işçi sınıfına, örgütlerine, aydınlarına, avukatlarına, gazetecilerine düşmandır. Bu, bir kötülük olsun diye değildir. Kötülük, karanlık zaten Saray Rejiminin özüdür. İşçi sınıfının açlık sınırının altında yaşaması, işçi cinayetlerine sebep olanların değil, hesap soranların yargılanması, İsrail’e hamasi nutuklar çekip perde arkasından ticareti sürdürmek, NATO’nun ABD’nin koçbaşı olmak. Bunlar ve dahası Saray Rejiminin özüdür.
Ama işçi sınıfına dönük saldırılar, ayrı bir önem taşıyor. Sadece vergiyi kimden topladıklarına bakmak anlamak için yeterli. Ücretlerin baskılanması ayrı ve büyük saldırıdır. İş cinayetlerinde patronların, ihmali olan kamu görevlilerinin yargılanmaması patronlara verilmiş öldürme iznidir.
Yasalar sadece işçiler söz konusu olduğunda geçerlidir. İşçiler söz konusu olduğunda iç savaş hukuku devrededir. Her işçi eylemine polis-jandarma marifetiyle saldırmak bundandır. İşçi cinayeti davalarında takınılan tavır, cezasızlık Saray Rejiminin sınıfsal tavrının billurlaşmış hâlidir.
Soma davasında zaten ceza alan yokken, dava zaman aşımından düşmüştür. Antep’te son 13 yılda 555 işçi çalışırken ölmüştür. Ceza alan, yargılanan tek bir patron yoktur. Eski makinalarda çalışırken kolu kopan işçiler şehri Antep’te bunları dile getiren BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen, Sırma Halı patronunun emriyle tutuklanmıştır. Tersanelerde işçi ölümlerine, keyfî sömürüye karşı mücadele eden Limter-İş Sendikasının eski ve yeni yönetimi tutukludur.
İşçi sınıfı bu esaret zincirlerini örgütlenerek kıracak, kendi kurtuluşunun mimarı olacaktır.
İşçi sınıfı ya devrimcidir her şeydir ya da değildir hiçbir şeydir!
İşçi sınıfı, üretim araçlarına sahip değildir. Her ne kadar üretim araçlarına sahip olmasa da üretimin her aşamasında işçiler vardır. Üstelik bugün emek kolektiftir. İşçi sınıfı üretim çarkını durdurursa hayatı durdurabilir. İşçi sınıfının kurtuluşu, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son verilmesine bağlıdır. Üstelik bu sadece işçi sınıfının değil, diğer tüm toplumsal kesimlerin kurtuluşudur. İşte bu gücü elinden alınmış işçi sınıfı bir hiçtir. Bugün onu yaşıyoruz.
İşçilerin bu gücünü saklamak için sendika mafyası, burjuva medyası yoğun bir çaba harcar. O da yetmezse polis saldırısı, hapishane…
Bu gücün farkına varması işçi sınıfının siyasal bir varlık hâline gelmesi demektir. Devrimci mücadeleden, devrimci örgütlenmelerden uzak duran işçi sınıfı, siyasi bir özne olmaktan çıkar, günlük çıkarlarının peşinde koşan nesnelere dönüşür. İşte bu hiçliktir.
İşçi sınıfı örgütsüz ise de hiçtir. İşçiler için örgüt deyince doğal olarak ilk akla gelen sendikalardır. Sendikalar işçilerin ekonomik çıkarları için geliştirdikleri örgütlerdir. Bugün sendikaları bile işçilerin elinden alınmış, işçilere karşı örgütler hâline gelmiştir. Bizim bugün örgütlenmekten bahsederken kastettiğimiz, işçi sınıfının siyasal olarak örgütlenmesidir. En azından sınıf bilinçli işçiler, öncü işçiler siyasal mücadeleye, devrimci sosyalist saflarda örgütlenmeye açık olmalıdır.
Birleşik Emek Cephesi ile genel grev, genel direniş için mücadeleye!
Bugün hem dünyada hem de ülkemizde tarih sıkışmış gibidir. Birikmiş bir sürü sorunumuz varmış gibi duruyor. Yoksulluk, işsizlik, savaşlar, doğanın yağmalanması, kadın cinayetleri, geleceği çalınmış gençlik. Seçilmiş kişilerin yerine kayyum atanması, atanamayan öğretmenler, halktan yana avukatlara, sendikacılara, gazetecilere dönük saldırılar. Yolsuzluklar, her tarafı saran çürüme. Sokakları ele geçiren çeteler. Okurlarımız aklına gelen sorunları ekleyebilir. Hepsinin kaynağı birdir. Kapitalizm ve onun devleti. Bizim ülkemizde Saray Rejimi. Çözümü de birdir. Sorunlarıyla boğuşanların işçi sınıfı öncülüğünde mücadelesi. Mademki üreten biziz, bu bizim gücümüzdür. Tüm bu kesimleri bir potada birleştirecek olan, mücadeleyi ortaklaştıracak bir örgütlenme ihtiyaçtır. Bu Birleşik Emek Cephesidir. Böylesi bir örgütlenme ile genel grev-genel direnişi örgütlemek hedef olmalıdır. Bunun için özellikle işyerlerinde, işçi havzalarında büyük-küçük demeden işyeri komitelerinde, işçi birliklerinde örgütlenmeliyiz. Bilmemek ayıp değildir ama bilip yapmamak suçtur.
Okurlarımızı savaşa, sömürüye, aşağılanmaya, tutuklamalara, hak gasplarına karşı devrimci sosyalist saflarda, İşçi Gazetesi saflarında örgütlenmeye çağırıyoruz.



