Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht; “Vardık, varız, var olacağız!”

Yoldaşı Karl Liebknecht ile birlikte 19 Ocak 1919‘da Berlin’de alçakça katledilen işçi sınıfının komünist kadın önderlerinden Rosa Luxemburg anısına Ankara’da bir söyleşi ve anma etkinliği gerçekleştirildi.

Etkinlikte sunulan metnin kısaltılmış halini okurlarımız ile paylaşıyoruz.

Rosa’nın çocukluğu

5 Mart 1871 tarihinde, Polonya’nın Lublin eyaletinde Paris Komünü’nün ışığının parladığı ve Almanya ile Fransa arasında savaşın sürdüğü esnada küçük bir şehirde dünyaya geldi. Rosa beş yaşında annesinin desteğiyle okuma yazma öğrendi. Dokuz yaşına kadar evde eğitim gördü.

Gençlik yılları

1880 yılında Varşova Kız Lisesine başladı. 1887 yılında mezun oldu. Bu yıllarda politik faaliyetlere başladı. İllegal Proleter partisi için çalışıyordu ve bir süre saklanmak durumunda da kaldı.

Rosa, eğitimine de devam etmek istiyordu. Oysa ülkesinde kadınlar yükseköğrenim göremiyorlardı. Bu amaçla 1889 yılında sınırdan illegal yollarla geçti. Zürih’e yerleşti. Burada Alman sosyal demokratlarla ve Rus devrimcilerle tanıştı. 1899 yılında üniversite eğitimine Fen Bilimleri bölümünde başladı.

1897 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden doktor unvanını aldı. Rosa, Almanya’ya gitmek istiyordu. Burada politik tartışmalara daha yakından katılabilecekti. Bu amaçla 1898’de Gustav Lübeck ile sahte bir evlilik yaptı. Böylece Alman, Rusya ve Prusya vatandaşlıklarını aldı.

Rosa Luxemburg, yeni ülkesine kültürlü, tecrübeli bir Marksist olarak gidiyordu. Burada SDP’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) aktif bir üyesi oldu. 1900 yılına gelindiğinde Luxemburg’un fikirleri tüm Avrupa’da sosyalist çevrelerde büyük yankı uyandırmakta, yazdığı makaleler ilgi görmekteydi.

Alman militarizminin yükselen değer olması Luxemburg’u ziyadesiyle rahatsız ediyordu, bu konuda partiyle de ters düşmüştü. 1904 ile 1906 yılları arasında siyasi faaliyetleri ve görüşleri nedeniyle üç kez hapse girdi. Aldığı hapis cezaları onu yıldırmadı, faaliyetlerine devam etti. SDP’nin eğitim merkezlerinde Ekonomi ve Marksizm öğretmeye başladı.

Clara Zetkin ile dostluk ve parti yoldaşlığı

Rosa Luxemburg, Clara Zetkin ile SDP’de birlikte mücadele etmişlerdi. Partideki revizyonizm tartışmalarına birlikte katılmışlardı. Birçok konuda benzer düşüncelere sahiplerdi.

Rosa Luxemburg, Clara Zetkin, Karl Liebknecht ve diğer etkili SDP politikacılarıyla birlikte; SPD içinde reformist, çoğu zaman teslimiyetçi yaklaşımlara tavizsiz bir tutum takındı. Birinci Dünya Savaşı arifesinde partideki milliyetçi çizginin; savaş döneminde grev yapılmayacağı, hükümetin ve savaşın eleştirilmeyeceğine dair burjuva egemenlerle yaptığı ‘geçici bir barış anlaşması’na karşı çıktı.

Savaş karşıtı görüşlerinden dolayı Rosa ve Clara defalarca tutuklandı. Clara Zetkin yine de Berlin‘de 1915 yılında savaş karşıtı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nı düzenledi.

Spartakistler

Gençlik yıllarından itibaren kararlı ve inatçı bir mücadele yürüten Rosa, Alman Sosyal Demokrat Parti’nin savaş yıllarında savrulduğu milliyetçi ve savaş yanlısı politikalarına karşı çıkarak Lenin’le birlikte aynı safta yer aldı. Daha sonra partiden ayrılarak, 5 Ağustos 1914’de Karl Liebknecht ile birlikte ‘Enternasyonal’ grubunu kurdu. 1 Ocak 1916’da grup adını ‘Spartakist Birliği’ olarak değiştirdi. Bu süreçte izlenen devrimci tutuma karşın önlem almaya çalışan Alman devleti, Rosa Luxemburg ve Liebknecht’i tutukladı.

Rosa Luxemburg ve Liebknecht, hapishaneden çıktıktan çok kısa bir süre sonra 30 Aralık 1918 tarihinde Alman Komünist Partisi’ni kurdular.

7 Aralık’ta ilk defa silahlı işçilerin koruduğu Spartaküs gösteri gerçekleştirdi. Noel günü devlet birlikleri ile devrimci direnişçiler arasında çatışma yaşandı. İşçilerle askerler arasında başlayan bu çatışma tüm Almanya’ya yayıldı.

31 Aralık 1918’de Rosa, kitleler karşısındaki son konuşmasını Alman Komünist Partisi Kuruluş Kongresi’nde yaptı. Artık o, 25 yıl önce Polonya’dan gelen 23 yaşındaki kimsenin tanımadığı genç kadın değildi. Mücadeleci, baş eğmez kişiliğiyle, yetenek ve üretkenliğiyle sadece Almanya’da değil, uluslararası çapta üne kavuşmuş, komünist bir önderdi.

15 Ocak’ta, Sosyal Demokratlar orduya devrimi bastırmasını emretti. “Muhafız Kıtası”nın Berlin’in batısını işgal etmesiyle birlikte Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve Wilhelm Pieck tutuklanıp Eden Oteli’ne götürüldü. Pieck, kaçmayı başarsa da Luxemburg ile Liebknecht yedikleri darbelerle bilinçlerini kaybetti. Aynı gün Luxemburg ölene kadar dövülmüş ve ölü bedeni nehre atılmıştı. Liebknecht de başından yediği kurşun ile öldürüldü.

Rosa Luxemburg’ un cansız bedeni 1 Haziran 1919’da Berlin Landwehr kanalında bulundu. 13 Haziran 1919’ da Karl Liebknecht’ in yanına gömüldü. Cenaze töreni tam bir mitinge dönüştü.

Rosa Luxemburg’u tanımlamak

Rosa Luxemburg 20.yüzyılın en ilginç karakterlerinden biridir. Çok göze çarpmayan dış görünüşüne karşın, kitleleri sürükleyen hitap ve kaleminin gücüyle çok etkileyiciydi.

Onun hayatı yorucu ve çalışmalarla dolu geçmiştir. Eğitimli, çok yönlü ve tutkuluydu. Özgüven sahibi bir Marksist olarak kapsamlı tarih bilgisi ve derin toplumsal analizleri vardı. Makale, bildiri, ajitasyon yazarlığı dışında yazdığı kitapları vardır.

Edebiyat, resim ve müzik onun için vazgeçilmezdi. Doğa gezileri yapardı, bulduğu bitkilerden oluşturduğu koleksiyonu günümüze kadar geldi.

Zaman zaman keskin polemikleri öfke uyandırdı. Hararetle savunduğu yanılgıları da oldu. Nazik ve kaba, anlayışlı ve öfkeli, uyumlu ve kavgacı, alçak gönüllü ve kendini beğenmiş, soğukkanlı ve heyecanlı olabiliyordu.

Daha iyi bir dünya için savaştı. Sosyal adaletsizliklerin, politik gericiliğin ve savaşın kaynağı olan kapitalizme karşı yılmadan mücadele etti.

Son sözler yine Lenin’den; “O bir kartaldı, hala da bir kartaldır. Rosa Luxemburg bütün dünya devrimcilerinin hatırasında aziz olmakla kalmayacak, eserleri birçok devrimci kuşağın eğitimi için çok faydalı bir ders olacak.”

Kadriye Yılmaz, 14 Ocak 2023

Onlar hep yaşayacak!

Dünya, bugün üçüncü kez bir emperyalist paylaşım savaşının eşiğinde. Başını ABD’nin çektiği savaş kundakçılığı, SSCB’siz günlerden bugüne Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Ukrayna saldırılarıyla süregeldi.

Altındaki ve üstündeki zenginlikleriyle büyük bir coğrafyaya hakim olan Çin ile Rusya’yı düşman ilan eden ABD, İngiltere ile birlikte diğer ‘batılı müttefiklerini’ bu iki gücü sömürgeleştirmek için NATO eliyle savaşın içine çekiyor.

Yem olarak kullanılan Ukrayna ile bir giriş yapılmış oldu. Başta Almanya ve Polonya olmak üzere Dostoyevski’den Rus kedisine kadar (!) ambargoya katılan “Uygar Batı”, şu anda enerji krizinden, yükselen enflasyondan ve arkası kesilmeyen işçi grevlerinden muzdarip.

Alman tekellerinin iktidara taşıdığı Hitler hiç ölmedi! Tekeller hep savaş ister. Bugün de istiyorlar. Ve ihanetçi Kautsky’ler, Bernstein’ler de bitmedi!

Almanya’daki Sol Parti (Die Linke) içinde, “savaş-silahlanma” ekseninde yaşanan tartışmalar adeta tarihin tekerrürü gibi… Parti içinde azımsanmayacak bir kesim, savaşa ve silahlanmaya karşı görüşleri “dogma” ilan ederek değiştirilmesini istiyor. Alman askerlerinin yurt dışına gönderilmesine, Alman tekellerinin silah ihracatına, AB’nin militaristleşmesine her şart altında karşı çıkılmaması gerektiğini savunuyorlar.

Ama Rosa, Liebknecht ve Ekim Devrimi’nin büyük önderi Lenin’in yolundan giden güçlü bir damar da hep olageldi.

Almanya’da, devrimci sosyalist ve sol hareket güçleri içinde, bugün de binlerce kadın ve erkek Rosa, Liebknecht, Zetkin ve Lenin’in gösterdiği yolda yürüyor.

Almanya’da her yıl, sayıları daha da artarak binlerce kişi ölüm yıldönümlerinde Rosa ve Karl için yürüyor, anıtlarına kızıl karanfillerle donatıyor.

Onlar hep yaşamaya devam edecek!

İşçi Gazetesi / 15 Ocak 2023

Önceki haberSarayın Sendikası – Özgür Müftüoğlu