Tazminat hesaplara yattı, peki Cargill işçisi neden direniyor? – Zafer Aydın

0
21

İşe iade talebinde ısrar eden Cargill işçisi daha önce çok fazla zorlanmamış bir alana müdahale çabası içinde. Bu çaba sendikalaşma ile iş güvencesi arasındaki bağın, yasa hükümlerinin perspektifine rağmen kuvvetlendirilebileceğine işaret ediyor. Yani tazminatla yetinmek yerine işe dönüş mücadelesi verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Soran olursa memlekette “Sendika hakkı var mı?”, “İşçiler istedikleri sendikaya özgürce üye olabiliyorlar mı?” diye, “Elbette” der, devletin ve sermayenin hazır cevap temsilcileri. Bütün dünya gıpta etsin, görsün örnek alsın diye Anayasa’nın ve imza edilen, onaylanan uluslararası sözleşmelerin maddeleri bir çırpıda takır takır sayılır.

İnanmayanın gözüne sokulurcasına. Yine soran olursa “Peki sendikalaşan işçinin, sendikalaşma hakkı güvence altında mı?”, “Sendikalaşma nedeniyle işten atılan işçinin hakkını koruyan düzenleme var mı?” diye, “Olmaz olur mu” cevabıyla İş Yasası’nın iş güvencesini düzenleyen hükümlerini sayıp dökerler. Yani kâğıt üstünde her şey şahane onlara göre bal dök yala kıvamında. Ama uygulamada kazın ayağı öyle değil. Ne işçi özgürce sendikalaşma hakkını kullanabiliyor ne sendikalaşma hakkını kullanan işçinin gerçek anlamda bir güvencesi var. Örnek mi işte Cargill işçisi! Cargill işçisinin yıllardır sürdürdüğü mücadele Türkiye’de sendikalaşma hakkının ve iş güvencesinin kâğıt üzerinde, “adı var kendi yok haklar” kategorisinde yer aldığını gözler önüne seriyor.

Uluslararası bir gıda tekeli olan Cargill’in Bursa’da kurulu fabrikasında ilk örgütlenme çalışmasına, 2012 yılında Hak-İş üyesi Öz Gıda-İş Sendikası başladı. Cargill, Öz Gıda-İş örgütlenmesinde aktif olan beş işçiyi işten attı. Bu işçilerin atılmasıyla Öz Gıda-İş işyerinde sendikal örgütlenme faaliyetini sürdürme konusunda ısrarcı olmadı ve çekildi. 2014 yılında ise işçiler Tek Gıda-İş Sendikası çatısı altında sendikalaşma faaliyetine giriştiler. 2018 yılının mart ayında Tek Gıda-İş Sendikası çoğunluk sağlayarak, toplu iş sözleşmesi için yetki başvurusunda bulundu. İşveren önce sendikanın yetkisine itiraz etti, arkasından da 14 Cargill işçisini işten attı. İşverenin işten atma gerekçesi alışık olunduğu üzere “kadro fazlalığıydı.” Ama bunun kemiksiz bir yalan olduğunu, sendikal nedenle atıldıklarını dünya âlem biliyordu. Yaklaşık iki yıl süren davanın sonunda 2020 yılının mart ayında yargı da Cargill’den atılmaların sendikal nedenle olduğuna, işverenin haksız uygulama yaptığına hükmetti. Mahkeme, yasanın hükmüne dayanarak, işçileri işe iade ederken, bu işçilerle işverenin çalışmak istememesi durumunda ödeyeceği tazminat miktarlarını da tayin etti. Çünkü yasa böyle; haksız nedenle çıkarılan işçinin işe iadesinde inisiyatif işverenlere bırakılmış durumda. Cargill işvereni de yasanın kendilerine tanıdığı bu imkânı işçilere mahkemenin öngördüğü tazminatı ödemek biçiminde kullanmak istedi. Yani tazminat ödeyerek sendikalaşma mücadelesine öncülük eden işçiden, buna bağlı olarak da sendikadan kurtulmayı amaçladı. Etekleri zil çala çala mahkemenin belirlediği tazminatları işçilerin hesaplarına yatırdı.

İşçilerin tazminatları hesaplarına yatınca bir bakıma perdede son yazısı yazılmıştı. Beklenen sinema salonunun boşaltılması, herkesin evine dönmesiydi. Çünkü şimdiye kadar hep böyle olmuştu; sendikalaşma mücadelesi, bu mücadele nedeniyle işten atılan işçinin tazminatını almasıyla sona ermekteydi. Tazminatı alan işçi yeni iş aramak üzere yola çıkarken, işyerinde örgütlenmeye çalışan sendika da “yapacak bir şey kalmadı” çaresizliği içinde sessiz sedasız bayrakları toplayıp sahadan çekiliyordu. Böylece adı var ama kendi yok “iş güvencesi” ile sendikal örgütlenme hakkı da sınırlandırılmış oluyordu. Oysa bu defa öyle olmadı, işten atılan Cargill işçileri tazminatları hesaplarına yatırılmış olmasına rağmen, işe geri dönüş ve sendika hakkı talebiyle mücadeleye devam ediyorlar. “Madem ki sendika bir hak, bu hakkın kullanımı işverenin iki dudağının arasında olamaz” diye itirazlarını ortaya koyuyorlar. “Madem ki anayasal ve yasal bir hakkı kullandığımız için işten atıldık, mahkemeler de haklı olduğumuzu tescilledi, o halde işe dönüşümüz sağlanarak bize yaşatılan haksızlık ortadan kaldırılmalı” diyorlar.

Cargill işçilerinin sendika özgürlüğünü ve iş güvencesini savunma eylemiyle çapının çok üzerinde etki yaratmaya namzet bir direniş. İşe iade talebinde ısrar eden Cargill işçisi daha önce çok fazla zorlanmamış bir alana müdahale çabası içinde. Bu çaba sendikalaşma ile iş güvencesi arasındaki bağın, yasa hükümlerinin perspektifine rağmen kuvvetlendirilebileceğine işaret ediyor. Böylece işçilerin aleyhine hükümler içeren yasanın sınırlılıkları içine hapsolmadan mücadelenin sürdürülebileceğine dair bir örnek oluşturuyor. Böylesine ön açıcı bir perspektifle mücadele edilmesi direnişin önemini daha belirgin hale getiriyor.

Eylemin önemini artıran bir başka özelliği de adalet, hak ve eşitlik kavramlarının gür bir biçimde öne çıkartılmasıdır. İşçilerin taşıdıkları üzerinde “Bizimkisi bir hak hikâyesi” yazan pankartlardan, yapılan açıklamalara kadar “hak” vurgusu oldukça yüksek bir tonda dile getiriliyor. Hak kavramının unutulduğu, grev hakkının, sendika hakkının yok sayıldığı, işçilerin harcadıkları mesai karşılığında aldıkları ücrete bile “ekmek verme” diye sadaka gözüyle bakıldığı bir ortamda Cargill eylemi hak kavramını, işçinin hayatında yarattığı karşılıkla birlikte hatırlatmakta. Eylemin isyan ve itirazı içinde dolaylı olarak anlam kazanan bir başka talep de adalet ve eşitlik. Cargill işçisi uğranılan haksızlık karşısında adalet talep ediyor. Profesyonel şirket yöneticilerinin kendisi ile işçinin eşit olamayacağından hareketle işçilerin, dolaylı olarak da işçi çocuklarının hayatı üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahipmiş gibi davranabiliyor olması karşısında da eşitlik. Mücadelenin bu talepler etrafında şekillenmesi eylemini içeriğini zenginleştirmekle kalmıyor, neoliberal hegemonyanın her türlü eşitsizliği, adaletsizliği normalleştirdiği bir ortamda eşitlik, adalet, hak gibi kavramların önemine işaret ediyor.

Yeni dönemin simgesi plazanın kapısının önünde yatıp kalkan beton zeminlerde uyuyan Cargill işçileri sendika özgürlüğü ve iş güvencesi mücadelesinde neyin nasıl yapılması gerektiği konusunda talepleriyle, eylemleriyle bir örnek oluşturuyorlar. Bu nedenle sınıfta gözü olanın kulağı da ruhu da bedeni de Cargill’de olmalı.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here