Kıdem tazminatı üzerine; Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır! -Hakkı Taşdemir

0
96

Bilinen bir gerçektir, kıdem tazminatının ücretin ödenmemiş kısmı olduğu… O kadar bilinir ki işletmelerin önemli bir kısmı kıdem tazminatı karşılığı ayırırlar. Ayrılan kıdem tazminatları vergi matrahından düşülmez. Kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilir. (Kıdem tazminatı ödemesi gerçekleşince gider kaydedilir elbette.) Yine de kıdem tazminatları için bir karşılık ayrılması son derece anlamlı olduğunu düşündüğüm bazı ayrıntıları ortaya çıkartır.

Şöyle ki;

  • İşverenlerin kıdem tazminatını kendilerine ait bir para olarak görmediğinin, kıdem tazminatının işçiye ödenmesi gereken bir borç olarak kabul edilişinin ifadesidir bu karşılık.
  • Banka ve kredi kuruluşları da konuyu böyle değerlendirmekte ve kredi talebini değerlendirdikleri bir işletmenin kıdem tazminatı karşılıkları düşüldükten sonra ortaya çıkan bilançoya bakarak değerlendirme yapıp kredi kararlarını ona göre vermektedirler.

Yukarıda yazılanlardan da anlaşılabileceği gibi, kıdem tazminatının işveren tarafından işçiye ödenmesi zorunlu bir tutar olduğu gerçeği, işverenler tarafından da yürürlükte bulunan mevzuat açısından da kabul edilmiş bir prensiptir.

Peki ne kadardır bu borç?

Kuşkusuz bu sorunun yanıtını verebilmek son derece güç. Yine de bir fikir vermesi açısından Türkiye’nin üç sanayi devi; Arçelik, Tofaş ve Oyak-Renault bilançolarını inceleyince ortaya çıkan rakamların büyüklüğü dehşete düşürüyor insanı. 2019 yılı bilançolarına göre tam iki milyar dokuz yüz elli beş milyon lira (rakamla 2.955.000.000.000 lira). Detay sevenler için belirteyim. Bu rakamın üç yüz beş milyon lirası Arçelik, Bir milyar iki yüz elli milyon lirası Oyak-Renault, Bir milyar dört yüz milyonu ise Tofaş’a ait.

Bir an düşünelim; bu kadar büyük bir kredi kullansa idi, adı geçen şirketler ne kadar faiz öderlerdi?

Bankaların ticari faizlerinin ağırlıklı ortalaması yüzde 9,16 düzeyinde bugünlerde. Küçük bir hesapla; sadece bu üç işletmenin işçilerine olan kıdem tazminatı borçlarının işletme tarafından kullanılması sureti ile bir yılda yaklaşık iki yüz yetmiş milyon altı yüz yetmiş sekiz bin lira kredi tasarrufu sağladığını göstermekte. Hiç de küçümsenecek bir rakam değil. Bir de bunu tüm ülkeye teşmil ederseniz eğer ortaya çıkacak rakam insanın dudaklarını uçuklatır.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat efendi, asıl niyetlerini de ifşa eden açıklamasında bir rakam da teleffuz etmişti: “60 ila 100 milyar TL büyüklük sağlayacak tamamlayıcı emeklilik sistemi, sosyal tarafların mutabakatıyla kurularak, özellikle sermaye piyasalarını derinleştirecek kapsamlı bir reform paketi devreye sokulacak.”

Devlet kıdem tazminatını kendi yönetiminde kurulacak bir fona devrini sağlamakla bahse konu büyük meblağı kendi kontrolüne almayı hedefliyor gerçekte. Daha sonra da bu parayı har vurup harman savurmayı.

‘Haydi kontrol altına almayı anladık ta har vurup harman savrulacağını nereden biliyorsun’ diye soracaklara verecek yanıtım var elbette; son 60 yıldan bu yana devletin yaptıklarından…

1960’lı yıllarda Tasarruf Bonoları çıkarılmıştı piyasaya, tüm vergi mükelleflerine zorla verildi. Faizi ile ödenecekti sözüm ona, ödemeler enflasyonun çok altında kaldı. Daha sonra bu ödemelerden de vazgeçildi ama kesintilerden vazgeçilmedi. Mali Denge Vergisi adlı bir vergi aldı tasarruf bonolarının yerini.

1970’lerde onbinlerce öğretmenin maaşından Öğretmenler Yardımlaşma Kurumu (ÖYAK) kesintileri yapıldı. Amaç, Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK) benzeri bir sermaye grubu yaratmaktı. Sadece “Öğretmenler Bankası” adlı bir banka kuruldu ve kısa sürede tasfiye edildi. Öğretmenler ödedikleri ile kaldılar.

Memur Yardımlaşma Kurumu’da (MEYAK) benzer amaçlı bir kuruluştu. Devlet memurları yıllarca maaşlarından yapılan kesintilere katlandılar bir gün karşılığını almak umudu ile. Sonuç yine fiyasko. Yıllar boyunca ödedikleri geri verildiğinde bir televizyon bile alamamışlardı kamu emekçileri.

Tasarrufa Teşvik Fonu (TTF) ve Konut Edindirme Yardımı (KEY) ödemeleri akıllardadır hala. Bunlar son otuz yılın ürünleri. KEY ile sözüm ona çalışanların emekliliklerinde kolayca ev sahibi olması amaçlanmıştı ama ellerine ancak bir ev maketi alabilecek kadar para geçmişti çalışanların. Tasarrufa teşvik fonu kesintilerinin ödenmesi ise tam bir komedi idi. Kaç parçaya bölündüğü belli olmayan ödemelerin kimsenin işine yaramadığı gerçeği ortada hala.

Elbette İşsizlik Sigortası Fonu’nun, işsizlerden ziyade sermaye sınıfına ve Saray’ın rant projelerine nasıl kaynak haline getirildiği daha güncel bilinen bir realitedir…

Sözün özü devlet vatandaşını gasp ediyor bu ülkede tam 60 yıldan beri.

Kıdem tazminatı fonu da yeni bir gasp hazırlığı işte.

Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.

Kıdem tazminatı hakkımıza sahip çıkalım.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here