Döndürdüğümüz çarkların esiri olmayalım!

0
20

İşçi sınıfının biliminin kurucuları K. Marks ve F. Engels’in temel tespitlerinden biridir; “Sınıflı toplumların tarihi sınıf savaşları tarihidir.”

Yaprak kıpırdamıyor gibi gözüküyor olsa da herkes hayatından memnun görünür olsa da böyledir. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet var olduğu müddetçe, başka bir deyişle, sömüren ve sömürülen ilişkisi, ezen ile ezilen olduğu müddetçe bu sınıf savaş sürer gider.

Devlet denilen mekanizma bu çatışmalı sürecin ürünüdür. Sınıf savaşımının orta yerinde doğmuş, mülkiyeti elinde biriktiren sınıf adına toplumsal yaşama müdahale ederek tüm yaşamın merkezine oturmuştur. Sınıflar üstü gözükür. Sanki yaşamı düzenleyen tarafsız bir ‘hakem’ pozisyonundadır. Bir ‘baba’ edasıyla, sınıfların varlığını inkâr etmek, gizlemek için işlev görüyor. Ama gerçek asla böyle değildir.

Her savaşta olduğu gibi, sınıf savaşında da tarafların güçlü ve zayıf yanları var.

Bugün ülkemizde süren sınıf savaşında, işçi sınıfı bütün silahlarından arındırılmış, hatta sendika mafyası örneğinde olduğu gibi bazı silahlarını düşman güçlere kaptırmış vaziyette.

Kriz, pandemi; işçilerin yıkımı

Öteden beri yaşanan ekonomik kriz, küresel pandemi ile birlikte işçi sınıfı için tam bir yıkım halini aldı. Milyonlarca işsizin yanına yeni milyonlar eklendi. DİSK-AR’ın araştırmasına göre, Covid-19 etkisiyle revize edilmiş geniş tanımlı işsiz sayısı ve iş kaybı Mayıs 2020’de 17,2 milyona yükseldi. İş bulmaktan ümidini kesmiş işsiz sayısı bir yılda 558 binden 1 milyon 358 bine çıktı.

Zaten yaşamını idame ettirmekte zorlanan, çoğu 2.324 liralık asgari ücrete talim eden milyonlarca emekçi, TL’nin eriyerek pula dönmesi, ardı arkası kesilmeyen zamlar nedeniyle en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hale geldi. Kredi ve kredi kartı, kitlelerin ayakta kalmasının en önemli aracı. Bununla birlikte, her borcu başka bir borçla kapatma çabası, giderek tefecilerin eline düşmüş gibi bir duruma denk geliyor. Bu borcu borçla kapatma, bu borç batağı, yoksul insanları herşeyi yapabilir hale getiriyor.

Çarkların arasına sıkışan et-kemik!

Her krizle ekmeği küçülen, geçinmek için işine dört elle sarılan işçiler, hakkını aramayı bırakın, canını bile ortaya koyuyor. İşçi cinayetleri sıradan bir olay olmaktan çoktan çıkmıştır. Soma’da, Ermenek’te, Torunlar Center’da kazadan bahsetmek için patronların paralı uşağı olmak yeterli. Sakarya Hendek’te Coşkunlar Havai fişek fabrikasında gerçekleşen işçi kırımı, sadece bir kaç gün sonra, atık mühimmat taşınırken yeni bir katliam. Arka fonda, her gün işe giderken eşiyle, çocuklarıyla vedalaşan işçiler var.

Her şeyin farkındadır işçiler, tehlikeyi görür sezer. Ama çıkaramaz sesini o lanet olası düzen izin vermez. Evin taksiti ödenecektir, çocukların okulu vardır, eşi işsizdir vb. vb.

Üreten, çarkları döndüren, hayatı her gün ve her gün yeniden yaratan işçi sınıfı, döndürdüğü çarkların esiridir. Çarkların arasına sıkışan gerçek anlamda eti kemiğidir. Ürettiği ürüne sadece terini değil kanını katar.

Salgın; işçi sınıfı hastalığı

Fabrikalar başta olmak üzere tüm işyerleri salgının merkezi haline gelmiştir. COVİD19, egemenlerin elinde bir işçi sınıfı hastalığı haline gelmiştir. Sokaklar, fabrikalar pozitif hastalarla doludur. Pozitif olduğu bilinen işçilerin çalışmaya devam ettiği bilinen bir gerçek, neredeyse sıradan bir olaydır. Tam anlamıyla; ‘ölen ölecek, kalanlarla çarklar dönmeye devam edecek’ mantığıyla süreç yürütülüyor.

Dardanel ve Vestel fabrikasında işçilere dayatılan, reva görülen, bütün işçilerin gerçeği gibidir. Dardanel’de, devlet eliyle işçiler bir çeşit çalışma kampına kapatılmış gibidir. Her gün yeni ölüm haberlerinin geldiği Vestel fabrikasında çalışmanın durdurulmaması kadar işçilerin her şeye rağmen çalışmaya devam ediyor olması, içinde bulunduğumuz esaret çemberinin özeti gibidir. Tekstilde, kargoda, markette, hemen hemen her yerde böyledir durum.

Muktedirlerin çaresiz döngüsü

Diğer tarafta, egemenler cephesinde de işler iyi gitmiyor! Tetikçiliğini yaptıkları efendileri ABD’nin kılıcını dünyanın dört bir yanında sallamaya devam ediyorlar. İnşaat üzerine kurulu rant-yağma düzeni, savaş ekonomisi ile ayakta tutulmaya çalışılıyor. Yarını belirsiz kitleler, ‘fetihci maceralar’ peşinde sürüklenmek isteniyor.

Ayasofya’yı 567 yıl sonra ikinci kez fethetme şerefine nail olan Saray Reisi, buradan umduğu enerjiyi bulamayınca, Karadeniz’de ‘Gaz’la bulayım dedi, ancak millet heyacanlanmadı; geriye kokusu kaldı! Yine elde kaldı; daha fazla şiddet, daha fazla baskı. İstanbul’da “Takviye Hazır Kuvvet Birimi” kurma kararı alındı. Her sokak eylemine yasak, saldırı, gözaltı, tutuklama rutini devam etti. Çaresiz bir döngü…

Sözde muhalefet partileri, CHP, İP ve diğerleri, en sıkıştığı anlarda sarayın imdadına yetişen birer stepne olarak ‘sıkı muhalefet’ etmeye devam ediyor. Ortalık, ‘yeni’ partilerden, seçim anketlerinden geçilmiyor. Hiçbir güvenirliği kalmamış sandık, kitlelere umut olarak pazarlanmaya çalışılıyor.

Birleşerek, örgütlenerek kazanacağız!

Umut; fabrikasında sendikalaşmak için direnen işçinin, madencilere peşkeş çekilen toprağını koruyan köylünün, yaşamını, insan olma hakkını savunan kadınların, geleceği için kavgaya atılan gençlerin mücadelesindedir.

Örgütsüzlük koşullarında, herkes kendi derdine düşer. Gerçek kurtuluşun toplumsal kurtuluşta olduğunu görmek, işte bu özgürleşmeye doğru atılmış dev bir adım olacaktır. Aksi takdirde herkes kendi kıyametini kendini yiyip bitirerek yaşayacaktır.

Ortaya çıkan tablonun ana kaynağı, işçi sınıfının kahrolası örgütsüzlüğü, sendikaların utanılacak sessizliği, toplumsal muhalefetin dağınık halidir. Buna karşın, toplumun her kesiminde gözle görülür bir memnuniyetsizlik hakimdir. Hemen hemen her saldırı küçük yada büyük bir direnişle karşılaşıyor. İşçiler, toprağını koruyan köylüler, kadınlar, gençler, KHK’lılar, eylemleri ile gündeme geliyor.

Kazanmanın biricik yolu olarak direniş birçok alanda büyüyor ve kısmi de olsa kazanımlar elde ediliyor. Eksik olan direnişlerin ortak bir potada buluşup, daha organize, diğer sınıf katmanlarını içene alabilecek, büyüyüp yayılmasını sağlayacak bir örgütlülüktür.

Bütün işçilere, emekçilere çağrımızdır; İşçi Gazetesi olarak bizim de içinde yer aldığımız, işçilerin kendi elleriyle kurduğu ve giderek örgütlenmesini geliştiren Birleşik İşçi Kurultayı (BİK) saflarında birleşelim.

Kendi ellerimizle döndürdüğümüz çarkların kölesi olmayacağız; örgütlenerek kazanacağız!

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here