DİL DÜŞÜNCEDEN ÖNCE GELİR

0
20

Son dönemde Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK’UN yaptığı açıklama üzerinden süren tartışmaya sanırım birçoğumuz hakimizdir. Tekrar hatırlayacak olursak Bakan Selçuk’a sorulan soru üzerine bakan; “ milli eğitimde en büyük yük öğretmen maaşlarıdır, maaşlardan diğer yatırımlara fırsat kalmıyor” minvalinde bir açıklama yaptı ve haklı olarak kıyamet koptu.

Bakan durduğu pozisyona uygun olarak kendince neyi yük gördüğünü açıklamıştır. Buna tabi ki şaşırmadık. Çünkü Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK özel Maya okulların sahibidir. Yani aslında patrondur, ve patronlar için işçi maaşları her zaman yük görülmüştür. Patronlar en az maaşla, en az işçi ile en fazla verimi almayı hedefler.

Bir öğretmenin verimli bir şekilde ders işleyebilmesi, kendini geliştirmeye vakit ayırabilmesi, araştırma yapabilmesi, okumalar yapabilmesi için hafta da en fazla 15-20 saat ders yükü olması gerekir. Fakat gelinen noktada kadrolu öğretmenler 35-40 saat derse girmek zorunda kalırken, hafta sonu sınavları, etütler gibi ek derslerle neredeyse haftanın her günü çalışmak zorunda kalıyorlar.

Burada hemen araya girip rakamlarla açıklamakta fayda var. Birincisi bekar bir öğretmenin ortalama net maaşı 4500 TL civarıdır. Bu 4500 TL’yi branşına göre haftada 15 ya da 20 saatlik derse girmesi karşılığı alır. Buna maaş karşılığı ders saati diyoruz. Bu maaş karşılığı ders yükünün dışında girdiği her ders için ek ders ücreti alır. Oda ortalama ders saati başına 15-20 TL arasıdır. Yani kaba bir hesapla haftada 40 saat derse giren bir öğretmen yine ortalama olarak 6000 TL kadar gelir elde etmiş olur ki bunun bir kısmı vergi dilimine girmesi nedeniyle birkaç ay sonra tekrar düşecektir.

Asgari ücretin 2324 TL olduğu bir ülkede tabi ki bu rakamlar oldukça iyi gözükebilir. “Kardeşim sizde hiçbir şey beğenmiyorsunuz” denebilir. Buna hak vermemiz mümkün değil. Biz tüm çalışanlar insanca ve onurlu bir yaşam sürdürebilecekleri kadar maaş alsın istiyoruz.

Bakan Selçuk tam bir patron mantığı ile öğretmenlerin aldığı maaşı dile getirerek yük diyor. Bütçemizde başka şeye yer yok diyerek aslında bir çok alt yapı oluşturuyor. Birincisi  atanamamış binlerce öğretmen var ve zaten maaşlar yük diyerek yeni öğretmen alımını yani atanamayan öğretmen sorununu çözmeyeceğini ilan ediyor. Oysaki öğretmenlerin ders yükü azaltılsa oluşacak istihdam açığı ile bu sorun ortadan kalkmış olacak fakat bu yapılmıyor.  İkincisi Devlet okulları özel bir plan dâhilinde içi boşaltılarak özel okullara teşvik arttırılıyor. Bu açıklama ile de devlet okullarında bilinçli olarak  yapılmayan yatırımlar sanki öğretmen maaşlarından kaynaklı olmuyor algısı yaratılarak tüm suç, üstü kapalı olarak öğretmene yüklenmek isteniyor. Üçüncüsü  zaten  ilk bir  kaç ay sonra hem vergi dilimi ile, hem de yüksek enflasyon ile “kuşa” dönen öğretmen maaş zamları tartışma konusu olmaktan çıkarılmak isteniyor. Büyük ihtimalle pandeminin yarattığı krizi fırsata çevirip maaşlarda indirime bile gitmeyi planlıyor olabilirler.

Aslında buraya kadar hak vermesek de anlayabiliyoruz. Devlet bir şirket gibi yönetiliyor. Özel Okullar sahibi Milli Eğitim Bakanı, oteller sahibi Turizm Bakanı, Hasta haneler sahibi Sağlık Bakanı ve onların en başında görevi rant sağlamak olan bir başkan olunca durumun bu olması, açıklamaların böyle olması anlaşılıyor. Anlaşılamayan ve üzücü olan ise bizim cephenin yaklaşımları. Birçok öğretmen arkadaşım bakanın bu açıklamasına tepki gösterirken bir çoğu da bakanı aklamaya çalışan hatta tepki duyanlara kızan açıklamalar yaptı.

En baştan şunu bilmekte fayda var, her şey sınıfsaldır ve bizler yani en dar anlamda öğretmenler aynı sınıfın parçasıyız. Sorunlarımız ortak olduğu gibi çıkarlarımız ve çözümlerimizde ortak. Sırf öğretmen kökenli diye ( daha önceki neredeyse hiçbir milli eğitim bakanı öğretmen kökenli değildi), veya sırf sakin konuşuyor, ağzı biraz iyi laf yapıyor diye karşıt sınıftan olan birini savunamayız. Bu bizim örgütsüzlüğümüzün göstergesidir. Bir öğretmen olarak beni maaş karşılığımdan fazla çalışmaya zorlayan( ekonomik zor da dahil olarak), atanamamış öğretmenlerin sorunlarıyla ilgilenmeyen,  okulların fiziki yapısı dahil nerdeyse hiçbir sorununu çözmeyen, bunun yanında özel okullara teşviki arttıran, tacizci, tecavüzcü, gerici ne kadar dernek vakıf varsa protokol imzalayan, eğitimin içinin boşaltılması için özel çaba harcayan bakanlığın başındaki birini savunmak en iyimser yaklaşımla örgütsüzlüktür.

Eğitim sendikaların görevi eğitimin içeriği ile birlikte eğitimcilerin sosyal ve ekonomik hakları için mücadele etmektir. Rakamlara bakılınca toplumun en örgütlü kesimini oluşturan öğretmenlerin başta çalıştıkları kurumlar olmak üzere sendikalarına sahip çıkmaları, bulundukları alanları bilimin ışığında değiştirip dönüştürmeleri en acil görevdir.

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here