Anti Virüs: Örgütlü İşçi Sınıfı!

0
28

Her akşam ekranlarda çekilen nutuklara göre Saray iktidarı koronavirüsle mücadele ediyor! Atılan her adım ise halkla, işçi-emekçilerle mücadele ettiğini gösteriyor. Konuşmaların yarısı virüsle mücadelede “başarı hikayesi”, diğer yarısı, çoktan hain olarak kodlanmış her tür muhalefete verip veriştirme şeklinde.

Salgın virüs; ekonomik-sosyal-siyasal-ideolojik boyutlarıyla krize yuvarlanmış Saray Rejimi’nin ömrünü uzatma fırsatı olarak değerlendirilmeye çalışılıyor. Her adımda bekalarını korumayı ve çarkların dönmesini esas alıyorlar.

Koronavirüsle mücadele adına atılan ilk adımları hatırlayalım…

“Ekonomik İstikrar Kalkanı” ismiyle açıklanan yüz milyon liralık ilk paketten patronlara 98 milyar, vatandaşa 2 milyar TL düştü. Sonrasındaki ek paketlerde para miktarı artsa da pay oranı değişmedi. ‘Aslan Payı’nı alan patronlar memleketin kaymağını yiyen en irileridir.

Ülke ekonomisinin yüzde 55’inden fazlasını oluşturan 1 ile 30 arası işçi çalıştıran işletmeler avucunu yalamıştır. Açlık ve yoksullukla mücadele eden halkın payına ise ‘Reis’in ifadesiyle “abdest”, “dua” ve “kolonya” düştü.

Rantçılara para lazım; konut kredi faizleri düşürüldü… Patronlara, işlerine geldiği gibi işçi çalıştırma esnekliği sağlayan düzenlemeler yapıldı. Hemen akabinde, HDP’li belediyelere kayyumla el konuldu. Peşi sıra Salda Gölü kıyısı kepçelerle tarumar edilirken, Kanal İstanbul projesinin ilk adımı olan köprü ihalesine çıkıldı.

Belirtmiştik; çarklar her koşulda dönmeli idi. Ne “Evde Kal Türkiye”, ne sokağa çıkma yasakları işçileri kapsamıyordu. Hala da öyledir; işsiz-aç kalmak ya da virüsten ölmek ikilemine sokulan işçiler çalıştırılmaya devam ediyor. Şu ana kadar tespit edilebilen verilerle, 11 Mart/10 Mayıs arasındaki 2 ayda 128 işçi virüsten hayatını kaybetti.

Arkasından; kısa çalışma ödeneği yoluyla, patronlara, daha az işçiyle aynı işi yürütmek, bunun finansmanını da işsizlik fonu üzerinden işçi sınıfının üzerine yıkmak geldi. Bir işçiye, günlük 39 lira sadaka ücretini reva gören ücretsiz izin uygulaması, bütün bunların üzerine tuz biber ekti.

İnsanlar canıyla uğraşırken, iktidarın hedefi, demokratik kitle örgütleri oluyor. Her toplumsal sorun karşısında aldığı tutumla bilinen; TBB, TMMOB, TTB vb. hedef tahtasına konuldu. Kendi imkanlarıyla halka yardım yapmaya çalışan belediyelerin, Dayanışma Ağları’nın önü kesiliyor. Kayyum kılıcı, HDP ile birlikte CHP’li belediyelerin üzerinde de sallanmaya devam ediyor.

Devlet ve patronların işçiler içindeki ajanı işlevi gören Türk- İş, Hak-İş vb. sendikalar, işçilerin sağlık ve yaşam hakkı için tek bir söz etmezken, patron örgütleriyle birlikte ücretsiz izin uygulamasının uzatılmasını, patronlara yeni teşvikler sağlanmasını Saray’dan rica ediyor.

Lağım çukuruna dönüşmüş burjuva medya, bütün pislikleri örtmeye, karanlık üretmeye devam ediyor. Muhalif bütün gazeteciler, açlıkla, hapishane korkusuyla sindirilmek isteniyor. Sosyal medyada silahla, mermiyle tehdit yağdıran ‘vatansever’ çeteleri es geçen devlet, Saray iktidarı aleyhine bir tweet atanı gözaltına alıp tutukluyor.

Diyaneti, paramiliter örgütleri, tarikatları, medyası, sendika mafyası; hepsi, hep beraber halka karşı çürümüş düzeni ayakta tutmak için canla başla çalışıyor.

Tüm bunların arasında, Suriye’de, Libya’da çeteler yoluyla kirli savaşlar yürütülmeye, halktan esirgenen kaynaklar savaşa aktarılmaya devam ediyor.

Bu kadar yazdık, hala salgın hastalık ile ilgili hiçbir şey söylemek mümkün olmadı!

Halk, kendi çabasıyla başa çıkmaya çalışıyor bu musibetle. Dünyanın dört bir tarafına dağıttığı maskelerle övünen devlet, vatandaşlarına maske dağıtmayı bir türlü başaramadı!

Enflasyon oranları, işsizlik oranı ve sayısının Saray’ın istekleri doğrultusunda hesaplandığını biliyoruz. TÜİK bu işe yarıyor. Şimdi, hasta sayıları, ölüm sayıları da gizleniyor.

Tüm kararlar, ekonomi odaklı alınıyor. Her gün ortalama 2000 yeni vaka tespit edilip ortalama 50 insan ölürken, AVM’leri açmak budur. Sokağa çıkma yasağı sırasında, isteyen her patrona çalışma izni vermek budur. Maske üretim işini belli bir tarikata havale etmek budur.

Sosyal yardımları, belli dernekler ve vakıflar aracılığıyla yapmak, gerisini terörist ilan etmek budur. Dünya çapında virüs salgını; sağlığın parayla satın alınabilen bir hizmet olduğu bu lanet kapitalist sistemde, yüzbinlerce insanın canını alıyor.

En güvencesiz kesimler, en riskli kesimler olarak öne çıkıyor. Ülkemizde, kargo, inşaat, market işçileri, tüm sektörlerde özel güvenlik çalışanları ve elbette sağlık emekçileri, en büyük riski taşıyor ve bedel ödüyor. Adı konulmadan uygulanan “sürü bağışıklığı” ile aslında, “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” politikası izleniyor.

TFF başkanı Nihat Özdemir; kendisi aynı zamanda Saray’ın gözdelerindendir ve Limak Holding’in patronudur, liglerin başlaması ile ilgili, “Elbette pozitif vakalar çıkacaktır. Biz onları dışarda bırakarak yolumuza devam edeceğiz” diyor. Bu, ‘bırakınız hasta olsunlar, bırakınız ölsünler’ demektir ve işçiler için de tam olarak böyle düşünüyorlar. İşini kaybetme korkusu ile hasta olduğunu saklayan işçi sayısı az değildir. Merinos fabrikasında olduğu gibi, bir çok yerde işçiler, hastalık halinde ceza verilmek ile işten atılma ile tehdit ediliyor.

Kısacası, Saray iktidarı ve patronlar, bu süreci “Allah’ın bir lütfu” olarak görmeye devam ediyor. Saray, hastalık ile mücadele eden bitap düşmüş kitleleri daha rahat yöneteceğini hesap ediyor. Patronlar ise işsizlik ve açlık cenderesine aldıkları işçilerin daha fazla kanını emmek için yeni projeler geliştiriyor.

Metal patronları örgütü MESS, fabrikalarda ‘işçilerin sosyal mesafe kurallarına uyup uymadıklarının tespiti’ bahanesiyle, işçieri her an denetleyebilecek elektronik pranga geliştirirken, ‘Saray muktediri’ Erdoğan’ın kanatları altında palazlanan MÜSİAD patronları, olası bir salgın döneminde çarkların dönmesinde bir aksama yaşanmaması için “İzole Üretim üsleri” kuruyor. Tekirdağ’a kurulan ilk üssün inşası bile tamamlanmış ve 15 Haziran’da devreye alınacak.

Patronlar, Koronavirüs ile birlikte, dünyanın üretim üssü konumundaki Çin ve diğer Asya ülkelerinin pazar kaybedeceğinden hareketle, buradan pay kapmanın hesabını yapıyor. Pay kapmanın ilk şartı ise, işçi ücretlerinin alabildiğine düşürülmesi, örgütsüz, güvencesiz, biat eden bir sınıfın varlığıdır.

Ama zor oyunu bozar!

Bu oyunu bozacak olan zor, işçi sınıfının örgütlülüğüdür, üretimden gelen gücüdür. ‘Çarklar dönsün’ demek, işçiler çalışmaz ise ne Saray Rejimi kalır, nede patronlar demektir.

Egemenler, neredeyse açıkça hayatı yaratanın işçiler olduğunu söylerken, patronlarla kol-kola saray/devlet kapısında dilenen sendikacı bozuntularının hala işçilere ait sendikaların başında bulunması kabul edilemez. İşçiler bu asalaklardan kurtulmak zorundadır.

Hayatı yaratan işçi-emekçiler işsizlik ve açlık korkusuyla yönetilmek isteniyor. İşçi sınıfı, kendisine yeni prangalar biçen bu saldırılara karşı örgütlenmek, üretimden gelen gücünü ortaya koymak zorundadır.

Tüm sektörleri kapsayacak şekilde örgütlemek, hayatı durduracak bir genel grev ve direniş hattı örgütlemek önümüzdeki en önemli görevdir.

Virüs hasta ediyorsa, kapitalizm öldürüyor.

Kapitalizm bir virüs ise, anti virüs, örgütlü işçi sınıfıdır!

Yorum Yaz

Please enter your comment!
Please enter your name here