Söyleşi Mesut Baylav / Evrensel Gazetesi
Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’nde işçilerin mücadelesinde önemli bir rol oynayan BİRTEK-SEN’in Genel Başkanı Mehmet Türkmen, tutuklu bulunduğu Gaziantep E Tipi Cezaevinden sorularımızı yanıtladı. “Bu memlekette patronsanız, zenginseniz; işçinin hakkına çökebilirsiniz, güvenlik önlemi almayıp işçinin ölümüne sebep olabilirsiniz, cinayet işleyebilirsiniz, kimse size hesap sormaz. Bu ülkede yasalar zenginler için geçerli değil” dediği için “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklanan Türkmen’in dosyası, son dönemde gazetecilere, muhalefete, halka yönelik baskıların yeni bir halkasını oluşturuyor.
Türkmen, hem tutuklanma sürecini hem de işçi sınıfına yönelik yoğunlaşan saldırıları değerlendirirken, Başpınar işçilerine ve tüm emekçilere önemli bir çağrı yapıyor: “Tutuklanmamı ‘Hakkını arayanı içeri atıyorlar’ gibi kestirme bir sonuçla değerlendirmek doğru değil. Saray iktidarı tam da bütün halkın böyle düşünmesini, korkmasını ve sinmesini istiyor.”Hiçbir iktidar yüz binlerce, milyonlarca insanı içeri atamaz. Başpınar’da sadece son 4-5 yıl içinde 100’e yakın fabrikada 40 bin civarında işçi hakları için grev ve direniş yaptı. Ama tutuklanan bir tek benim. Yani o cümleyi tekrar edip korkuyu yaymanın alemi yok. Asıl onlar, milyonlarca işçinin emeğini sömüren bir avuç sermaye sınıfı korkuyor… Bir yıl içinde iki kere tutuklandım. İki cezaevi, dört koğuş değiştirdim. Yarısı Başpınar işçisi. Uyuşturucu, dolandırıcılık, gasp… Aldıkları ücretle geçinemedikleri için kolay yoldan para kazanma umuduyla suça sürüklenmişler. Yani hakklarını aradıkları için değil aramadıkları için; fabrikalarında birlik olup, örgütlenip, mücadele etmedikleri için cezaevindeler.”
Son süreçte Gazeteci Alican Uludağ ve İsmail Arı tutuklandı. Diğer yandan sendika genel başkanı olarak siz de tutuklandınız. Üç tutuklamanın ortak özelliği “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiası. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben tutuklandıktan birkaç gün sonra Gazeteci İsmail Arı’nın aynı gerekçeyle tutuklandığını öğrendim. Bir süre önce Gazeteci Alican Uludağ’da aynı gerekçeyle tutuklanmıştı. Dezerformasyonla mücadele adı altında çıkartılan bu yasanın gerçek amacının, sadece gazetecileri değil, genel olarak halkı susturmak, halkın gerçekleri öğrenmesine engel olmak ve bu yolda faşizmin inşasını bir adım daha ilerletmek olduğu ortaya çıkmış oldu. Halkın haber alma özgürlüğünü savunduğu için, iktidarın kirli politikalarını, yolsuzluklarını ve halka karşı işlenen suçları haber yaptığı, yazdığı ya da konuştuğu için daha önce de çok gazeteci tutuklandı. Ancak ilk defa bir sendikacı bu gerekçeyle tutuklanmış oldu.
Bu ilk tutuklanmanız değil. Son birkaç yıl içinde onlarca kez gözaltına alındınız. Geçtiğimiz yıl Başpınar OSB’de onlarca fabrikada grevler devam ederken yine tutuklanmıştınız. Tutuklanma gerekçeleriniz farklı. Süreç farklı mı?
Öncekilerde gerekçe büyük çoğunlukta “İş ve çalışma hürriyetini engellemek” bazen de geçen yıl tutuklanmam da olduğu gibi “Suça tahrik ve devletin kurallarını aşağılamak” gibi gerekçelerle oluyordu. Oysa hepsinde de herkes biliyor ki asıl gerekçe Başpınar’daki büyük patronların şikayetiydi. Ama bu kez ilk defa (Asıl gerekçenin aslında yine patronların şikayeti olduğunu biliyorum) ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ gerekçesiyle tutuklandım. Bir sendikacı olarak böyle bir gerekçeyle tutuklanmam, iktidarın sadece gazetecileri, muhalefeti, aydınları değil; her yandan çürümüş bu düzene karşı öfkesi kabaran işçi sınıfını, bütün bir halkı susturmak istediğini gösteriyor.
Genel olarak işçi sınıfına yönelik saldırıların hiç olmadığı kadar arttığı bir süreçten geçiyoruz. Son birkaç yıldır yüksek enflasyon oranı altındaki zam oranlarıyla işçi ücretleri reel olarak Türkiye tarihinde en düşük seviyesine inmiş durumda. Çalışma koşulları, çalışma saatleri, sosyal haklar, iş güvencesi vb… Her bakımdan, işçi sınıfı büyük bir saldırıyla karşı karşıya. Ve bütün bunlara ek olarak büyük bir işçi kıyımı yaşanıyor. Özellikle tekstil iş kolunda tam bir kıyım yaşanıyor. Son 3 yılda 350 binden fazla işçi işten atıldı. Tekstilde yaşanan daralma ve krizin bedeli de yine her zamanki gibi işçilere ödetiliyor. Diğer iş kollarında da durum çok farklı değil. Üstelik mesele sadece işten atılmak da değil. Tekstilde atılan işçilerin büyük bir çoğunluğu tazminatsız atılıyor, içeride biriken ücretleri bile gasbediliyor. Bu krizi bile yüzlerce işçinin birikimi, tazminat ve ücretlerine çökmenin fırsatına çeviren patronlar ve buna göz yuman hatta hakları için mücadele eden işçilere baskı yaparak patronlarla açıktan iş birliği yapan bir iktidar var karşımızda. Yani özetle memleket iyiye gitmiyor. Ve eğer bugün tehdit olarak görülen siyasi ve demokratik muhalefete, gazetecilere, bu ülkedeki adaletsizliğe isyan eden gençlere, ekmeği, onuru ve halkı için direnen işçilere ve mücadeleci sendikacılara yönelen bu baskı ve tutuklamalara karşı çok daha güçlü ve birleşik bir cephe örülmezse, bir avuç büyük patron ve iktidar yandaşı dışında memleket herkes için çok daha kötüye gidecek.
‘Meşruiyetten çok korkuyla biat edilmesine ihtiyaçları var’
Tutuklanmanızın ardından farklı kentlerden çeşitli iş kollarında çalışan işçilerden büyük bir tepki yükseldi. Başpınar işçilerine, tekstil iş kolundaki işçilere bir çağrınız var mı?
İşçilerin saldırıları püskürtecek düzeyde bir örgütlülük ve mücadelesinden bahsedebilmek şu an için zor. Başpınar işçilerine, genel olarak tekstil iş kolundaki işçilere şu çağrıyı yapmak isterim. Biliyorum şöyle bir algı var: ‘BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen işçilerin hakkını savunduğu için, adaletsizliğe karşı çıktığı ve mücadele ettiği için tutuklandı.’ Evet bu doğru, bu ülkede aynı şekilde haksız ve hukuksuz yere tutuklanan başka binlerce insan gibi ben de bu sebeple tutuklandım. Tutuklandığımdan beri başta Başpınar işçileri olmak üzere, binlerce insanın bunu konuştuğunu, benimle içten bir dayanışma içinde olduğunu biliyorum.
Ancak işçilerin haklı talepleri için kararlı ve etkili bir mücadele veren BİRTEK-SEN gibi bir sendikanın temsilcisi olarak benim tutuklanmamı, ‘Hakkını arayanı içeri atıyorlar’, ‘Bu adaletsiz düzene itiraz edeni içeri atıyorlar’ gibi kestirme bir sonuçla değerlendirmek kuşkusuz doğru ama eksik. Bu sadece gerçeğin bir yanı. Ben artık bu ülkeyi yönetenlerin bu algıdan rahatsız olduğunu düşünmüyorum. Onlar için halkın, ülkenin adaletli yönetildiğini düşünmemesi umurlarında bile değil. Aksine tek adam ve Saray iktidarı tam da bütün halkın böyle düşünmesini ‘Sesini çıkaranın başı yanar, itiraz eden ve biat etmeyen kendini içeride bulur’ diye düşünerek korkmasını ve sinmesini istiyor. Artık meşruiyetten çok korkuyla biat edilmesine ihtiyaçları var. O yüzden ‘Hakkını arayanı, itiraz edeni içeri atıyorlar’ demek tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Ayrıca bu tam olarak doğru da değil.
‘O klişe cümleyi tekrar edip korkuyu yaymanın alemi yok’
Bu ülkede hakkını arayan, çürümüş düzene, baskı ve sömürü düzenine boyun eğmeyen, itiraz eden, hakkını arayan yüz binlerce ve milyonlarca insan var. Ama bu sebeple hapse atılan hadi bir kaç bin insan olsun. Hiçbir iktidar yüz binlerce, milyonlarca insanı içeri atamaz. Örneğin Başpınar’da sadece son 4-5 yıl içinde 100’e yakın fabrikada toplamda 40 bin civarında işçi hakları için grev ve direniş yaptı. Ama tutuklanan bir tek benim. Yani o klişe cümleyi tekrar edip korkuyu yaymanın alemi yok.
Asıl onlar korkuyor. Milyonlarca işçinin emeğini ve bu ülkenin büyün zenginliklerini sömüren bir avuç sermaye sınıfı ve onlar adına ülkeyi yöneten bu iktidar korkuyor. O kadar korkuyorlar ki; BİRTEK-SEN gibi bağımsız ve küçük bir sendikanın verdiği mücadelenin, Başpınar’da birkaç fabrikada köleliğe ve sefalete isyan eden işçilerin grevlerinin ve buradaki örgütlenmenin bütün ülkeye, bütün havzaya yayılacağından o kadar ödleri kopuyor ki artık kendi emirleri altındaki polisin, jandarmanın, cezaevi infaz memurlarının, amirlerinin, müdürünün bile inanmadığı, onaylamadığı saçma sapan gerekçelerle hukuku ayaklar altına alan kararlarla bir sendikacıyı tutuklamak zorunda kalıyorlar. Asıl onlar korkuyor bizden.
‘Cezaevlerinde hakkını aradığı için hapiste olan tek bir işçi yok’
Cezaevinde çok fazla işçi olduğuna dikkat çektiniz geçen günkü röportajınızda. Neden cezaevindeler?
Antep’teki cezaevlerinde hakkını aradığı için hapiste olan tek bir işçi yok. Tam aksine cezaevlerinin yarısı hakkını aramadığı için hapis yatan Başpınar işçileriyle dolu. Son bir yıl içinde iki kere tutuklandım. İki cezaevi dört koğuş değiştirdim. 250’den fazla insanla aynı koğuşu paylaştım. Abartısız söylüyorum bu tutsakların yarısı Başpınar işçisiydi. Büyük çoğunluğu uyuşturucudan olmak üzere, dolandırıcılık, gasp gibi suçlardan tutuklanmış. Çoğuyla konuştum, hikayelerini dinledim anlamaya çalıştım; hepsinin hikayesi ortak, aldıkları ücretle geçinemedikleri için, en temel ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için, yaşadıkları mahallede yaygınlaşan uyuşturucu vb. suç şebekelerinin de etkisiyle kolay yoldan para kazanmak umuduyla suça sürüklenmiş binlerce işçi. Hakkını aradıkları için değil aksine hakkını aramadıkları için; çalıştıkları fabrikada birlik olup, örgütlenip, hakları uğruna mücadele etmedikleri için cezaevindeler.
Örgütlenmekten, birlik olup mücadele etmekten korkmayın’
Eğer Başpınar’da işçiler birlik olsa, BİRTEK-SEN çatısı altında örgütlenmiş olsa çok daha iyi koşullarda, kimseye muhtaç olmadan insanca yaşamalarına yetecek bir ücret ve sosyal haklarına sahip olsalar, bu işçilerin büyük bir çoğunluğu suça sürüklenmek zorunda kalmayacak ve bu durumlara düşmeyecekti. O yüzden Başpınar işçilerine ve bütün işçilere şunu söylemek istiyorum: Örgütlenmekten, birlik olup mücadele etmekten, hakkınızı aramaktan değil, hakkınızı aramamaktan korkun. Antep’te son bir yılda tutuklu bulunduğum iki cezaevi ve dört koğuştaki tutuklu oranı gibi somut bir bilgiye dayanarak söylüyorum, hakkınızı aramadığınız için hapse girme ihtimaliniz 200 kat daha fazla.




