Yeni bir yıla girdik, 2026’ya merhaba dedik. Sağlıkla, huzurla, bolluk bereket içinde sevgi dolu geçsin bu yıl; mert, sözünde duran, iyi insanların yolumuzu aydınlattığı, vicdanlı yüreklerin çoğaldığı bir yıl olsun hepimiz için. Yeni yılın ilk gününe, bir dilekle başlamak istediğim, bu kentte emeğin sesi duyulsun, hakikat karartılmasın, sorular cevapsız kalmasın istediğim için yazdım.
Bu yazım aynı zamanda Kocaeli Şehir Gazetesi’nin 3. yılına bir nottur. Bugün 3 yaşını doldurdu gazetemiz. Türkiye’de 500’ü aşkın yerel internet gazetesinin olduğu bir kentte, yazılmayanı yazmayı, konuşulmayanı konuşmayı tercih eden gazetemizi üç yıldır okuyan, destek veren tüm okurlarımıza ve bu yolun başından itibaren bana can yoldaşı olan Faruk Bostan’a teşekkür ederim. Kocaeli işçi kentidir; biz de bu üç yılda işçinin, emekçinin, vatandaşın sesi olmayı görev bildik. Bu çizgide ilk yüzde 4’lük dilimde yer almak bir tesadüf değil, bir tercihin sonucudur.
Ve bugün, sizlerin güvenine layık olmak adına, belki de bugüne kadar üzerine yazdığım en büyük, en karanlık, en çetrefilli dosyayı bütün çıplaklığıyla masaya yatırmak istiyorum: Lastik-İş Sendikası’ndaki trilyonluk pasta savaşı, krallık ve mafya ilişkileri!
Son günlerdeki “suikast” kumpasıyla kamuoyunu meşgul eden, ardından 18 kişinin serbest kalmasıyla sırra kadem basan operasyonun perde arkasını anlamak için, 2024’ün başından bu yana kaleme aldığım onlarca haber ve köşe yazısını bir kenara koyup, olayın özüne inmemiz gerekiyor. İddialara göre işin özü şu: Bu bir suikast dosyası değil, bir koltuk ve para savaşı. Pasta o kadar büyük ki, paylaşım kavgası işi suikast iddiası noktasına getirdi.
Hepinizin bildiği gibi DİSK’e bağlı Lastik-İş Sendikası Genel Başkanı Alaaddin Sarı ile yardımcıları Alperen Şakacı ve Necdet Ulusoy’a yönelik “suikast” iddiası geçtiğimiz günlerde kamuoyuna yansıdı. 28 Aralık sabahı eş zamanlı baskınlarla 18 kişi gözaltına alındı, silahlar mühimmatlar ele geçirildi diye manşetler attırıldı, ama ne oldu? Hepsi serbest kaldı, tek bir tutuklama bile yok! Sonra… derin bir sessizlik. Emniyetten tek bir açıklama yok. Adliyeden tek bir net bilgi yok. İddia büyük, suskunluk daha büyük! Suikast mı çökertilmiş oldu şimdi? Yoksa koltuk savaşında muhalifleri temizlemek için kurgulanmış bir tiyatro mu?
Lastik-İş Sendikası, Türkiye’nin en köklü, en büyük işçi sendikalarından biri. Brisa, Goodyear, Pirelli, Prometeon gibi devlerin olduğu Kocaeli’de, on binlerce işçinin aidatı, trilyonlarca liralık bir mali güç oluşturuyor. Bu para nereye gidiyor? İşçinin sosyal haklarına, eğitimine, geleceğine mi? Bize ulaşan ihbarlar ve ses kayıtları, bu paranın büyük kısmının, sendika yönetiminin kişisel saltanatını sürdürmek, lüks villalar, dükkanlar, yatırımlar yapmak ve en önemlisi, siyasi ve karanlık çevrelerce kendi özel amaçları için kullanıldığını iddia ediyor.
Daha önce haberlerini yaptık: Abdullah Karacan döneminde başlayan bu çürüme, Alaaddin Sarı ile zirve yaptı. Düğünlerde toplanan faturasız paralar, müteahhitlerden kesilen fazla faturaların yüzde onu, kuyumcu hesaplarından akan altın ve dövizler… Tüm bunlar, işçinin alın teriyle dönen bir vurgun düzeninin parçası olarak iddia ediliyor. Sarı’nın ailesinin, göreve geldikten sonraki mal varlığı artışı, bu iddiaların somut karşılığı olarak gösteriliyor.
Operasyonun ardındaki bu suskunluğun ortasında konuşulanlar ise az buz değil. Kulislerde, fabrika koridorlarında, sendika çevrelerinde dillendirilen iddialar; meselenin bir “suikast”ten ibaret olmayabileceğini, arka planda ciddi bir koltuk ve güç mücadelesi yaşandığını işaret ediyor. Alaaddin Sarı Kocaeli’nde “Gürcü Lobisi” ile anılıyor, Alperen Şakacı ise kamuoyunda mafya lideri olarak bilinen Kürşat Yılmaz’a yakınlığıyla biliniyor; bu yakınlık fotoğraflarla da inkâr edilmiyor.
Lastik-İş’te 2002–2018 arasında genel başkanlık yapan Abdullah Karacan’ın 2018’de silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından yapılan seçimde Alaaddin Sarı başkan oldu. İddia odur ki; Sarı’ya iki dönemlik bir yol haritası çizildi, sonrasında koltuğun Alperen Şakacı’ya devredileceği konuşuldu. Ancak zamanla dengeler değişti; Gürcü lobisinin üçüncü dönemde de Sarı’nın devamını istediği, karşı cephenin ise MHP çizgisinde konumlandığı kulislerde dillendiriliyor. Büyük pasta, büyük kavga…

Mafya lideri Kürşat Yılmaz ile fotoğrafları Milano masalarından paylaşılan Alperen Şakacı’nın, sendika otelini adeta bir karargâha çevirdiği, hatta Şakacı’nın fabrikalarda “Gürcü” olan işçileri işten çıkarttırdığı yönündeki iddialar da yenilir yutulur cinsten değil. Kürşat Yılmaz’ın Lastik-İş’in otelinde defalarca kaldığını sokaktaki çocuklar bile konuşuyor artık. Alperen Şakacı, mafya lideri olarak anılan Kürşad Yılmaz’ın Devlet Bahçeli ziyaretlerinde poz da vermiş. Bu neyin fotoğrafı? Sendikacılık mı, karanlık ilişkiler ağı mı?
Gürcü lobisinin adamı olarak bilinen Alaaddin Sarı, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın gibi AKP’li isimlerle iç içe, Kocaeli Artvinliler Kültür ve Hizmet Vakfı’nın başkanı olarak 100 milyonluk arsayı 7 milyona kapmış diye konuşuluyor (ki haberini de yaptık). Gelin görün ki vakfın mütevelli heyetinde AKP’lilerden Mehmet Ellibeş’ten Burhan Abiş’ten Yunus Merttürk’e, CHP’lilerden Sefa Sirmen’den Hikmet Erenkaya’dan Harun Özgür Yıldızlı’ya kadar uzanan bir liste var; hepsi rantın peşinde mi diye soruyor vatandaş.
Alaaddin Sarı’nın kızının düğününde iktidarından muhalifine tüm protokol oradaydı
Gözaltına alınan 18 isim, Sarı’nın ilk başkanlık seçiminde Pendik otelinde yanında olanlar dedi işçiler ihbarlarında. Mustafa Büyüksökmen gibi ülkücü geçmişli isimler, Gökhan Atalay gibi sendika içinden muhalifler… Şube yönetiminde söz sahibi olabilecek kişiler… Kongre günü sabahı baskın, seçimde muhalifler dışarıda, Sarı’nın adamları koltukta! Seçimler, muhalifsiz bir şekilde tamamlandı. Sonra hepsi serbest bırakıldı. Dağ fare doğurdu. Peki ya o boy boy gazetelerde yayınlanan silahlar? Onlar neyin nesnesi? Bu bir kumpas mıydı? Çamur at, izi kalsın operasyonu muydu? Amaç, bir tarafın kadrosunu fişlemek, itibarsızlaştırmak ve seçimleri kendi lehine sonuçlandırmak mıydı?
Şimdi ne oldu da bu 18 isim “suikastçı” oldu? Emniyet neden susuyor, adliye neden sessiz? Kocaeli’de adı “eskort gazeteci”ye çıkmış, altına BMW cip ve ev çekildiği iddia edilen kendine gazeteci diyen şahsa bu haberler kimler tarafından servis ettirildi? 18 kişi gözaltına alınıp serbest bırakılırken, bu operasyonun asıl amacı koltuk seçimleri öncesi muhalifleri tasfiye etmek miydi? İşçinin parasıyla kurulan lüks otellerin, işçilerin sorguya çekildiği işkence hanelere dönüştüğü, sendika yöneticilerinin çocuklarının ve yeğenlerinin fabrikalarda en rahat pozisyonlara yerleştirildiği iddia edilen bir düzende, emekçi neden “E5” ile yani işten atılmakla tehdit ediliyor?
Hasan Akyüz gibi temsilciler nezaretteyken işten atılıyor, tazminat oyunuyla sendikadan ihraç ediliyor iddiaları ise apayrı bir konu. Fabrikalara korku iklimi salınıyor “Gözaltındakilerin yakınları da atılacak” diye fısıldanıyor, neden? Bu mu sendikacılık? İşçi kıyımı Prometeon’da 200’ü aşmış, Brisa’da yıllık izinler gasp edilmiş, promosyonlar 6500 TL’lik mama parasına dönüşmüş; sendika seyrediyor, hatta patronla el ele!
Yazım bir ihbardır. Ne iftiradır ne de hüküm. Gazeteciyim; işçinin, emekçinin sesi olmak için defalarca yazdım, yazacağım. Gecenin 02.30’unda kapıma 20 polis gönderilmesine neden olan “satılık kalemlerin” yazdıklarına itibar edilmesini de not düşerim Kocaeli Cumhuriyet Başsavcımız Sn. Semih Akgün. 18 kişi “suikast” gibi ağır bir iddiayla manşetlere taşındı; aileleriyle birlikte toplum önünde linç edilmek istendi. Sonra serbest kaldılar. Şimdi herkes susuyor. Çamur atıldı, izi kaldı. Yandaş satılık basında konu kapandı. Peki adalet?
O silahlar neydi? Kime aitti? Hangi gerekçeyle yayımlandı? Emniyet neden susuyor? Adliye neden susuyor? Neden tek bir resmi açıklama yapılmıyor? O 2–3 gün boyunca neden fabrikalarda tek bir sendika temsilcisi yoktu? Seçimler yaklaşırken koltuklara kimler, hangi ilişkilerle yerleştirildi?
Buradan açık çağrımdır: Alaaddin Sarı, Alperen Şakacı ve Necdet Ulusoy başta olmak üzere, yöneticilerin ve birinci derece yakınlarının göreve geldikten sonraki mal varlıkları kamu yararı adına araştırılmalıdır. İddia edilen yolsuzluklar, kasadan el altından aktarıldığı öne sürülen paralar aydınlatılmalıdır. İşçinin alın teri üzerinden siyaset, lobi ve güç savaşı yapılmamalıdır.
Kocaeli Valisi İlhami Aktaş’ın Lastik-İş Yönetimini Ziyaretinden bir kare
Sayın Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan, Sayın İçişleri Bakanım Ali Yerlikaya, Sayın Adalet Bakanım Yılmaz Tunç; bu mesele Kocaeli’de çözülecek gibi durmuyor. Pasta o kadar büyük ki, bu kirli çark yerelde çözülemez. Sendika kasasında dönen trilyonlar, lüks otellerde süren şatafatlı hayatlar ve işçinin cebinden kesilen aidatlarla beslenen bu “Pembe Etekli Patron Sendikası” zihniyeti artık bu şehri zehirliyor. İşçi atılırken düğünlerde horon tepenlerin, işçi maliyetini dolarla hesaplayıp “fazla zam istemeyin” diye aba altından sopa gösterenlerin mal varlıkları acilen araştırılmalıdır. Lastik-İş Sendikası’na derhal kayyum atanması ve kapsamlı bir mali denetim yapılması gerekmektedir. “Suikast” operasyonunun gerçek amacının, gözaltına alınanların neden serbest bırakıldığının ve ele geçirilen silahların akıbetinin ulusal düzeyde, şeffaf bir şekilde açıklanması gerekmektedir. Prometeon başta olmak üzere, keyfi işten çıkarmaların durdurulması ve işçilere yapılan mobbing, tehditlerin soruşturulması elzemdir.
İddialar ağır, çıkar ilişkileri güçlü, taraflar kemikleşmiş deniliyor. Kocaeli işçi kentidir. Oy isterken işçinin kapısı çalınır; sorun olunca sırt dönülmez. İşçi unutmaz. Emekçi unutmaz. Bu kentin hafızası güçlüdür.
Uzun lafın kısası; mesele bir sendika içi kavgadan öte, emeğin geleceğidir. Burada, devletin ve milletin malı olan trilyonluk kaynaklar heba ediliyor. İşçinin hakkı, ekmeği, geleceği, iki kirli yapının koltuk ve nüfuz savaşına kurban ediliyor. İşçi kıyımı, tehdit, silahlı şantaj, yolsuzluk iddiaları havada uçuşuyor. Sorular sorulmadan, iddialar açıklığa kavuşmadan, bu dosya kapanmış sayılmaz.
Bu trilyonluk pastanın başındaki haramilerin tek tek ortaya çıkarılması şarttır. Yoksa, operasyon ile ayyuka çıkan bu iddiaları göz önünde bulundurduğumda, 2027’deki genel başkanlık seçimi yaklaşırken, Kocaeli’nin fabrikalarında neler yaşanabileceğini düşünmek dahi istemiyorum.




