1954 Yılında İstanbul Belediyesi ile (O tarihte Büyükşehir Belediyesi uygulaması henüz yoktu) ile İsviçre’de kurulu MİGROS adlı şirketin ortaklığı ile kurulmuştu MİGROS TÜRKİYE
O hali ile kalmış olsa idi bugün faaliyetlerini İstanbul il sınırları içinde sınırlamış bir yerel market olarak kalacaktı büyük olasılıkla.
Öyle olmadı. 1975 yılında Koç grubu şirketin İsviçreli ortağının hisselerini alınca önce büyük ortak haline geldi ardından da belediye hisselerini satın alıp şirketin tek maliki oldu.
Büyüme 1980 darbesi sonrasında başladı. Darbe sonrasının sermaye için yarattığı uygun ortamda serpilip gelişti bu şirket.
Koç grubu elden çıkardı, malikleri değişti günümüzde Anadolu grubunun portföyü içerisinde.
Malikleri değişti ancak stratejisi değişmedi şirketin. Kendilerince başarılı (!) idi izlemekte oldukları strateji.
İşi büyüme boyutu ile değerlendirecek olursak eğer haklılar.
Günümüzde 3720 mağazası var. Sanal Market, Online hizmet vb. uygulamalarda görev yapanları ile birlikte 75.000 kişi i çalışmakta. 2024 yılı cirosu 300 milyar lira (2024 yılı ortalama $ kuru hesabı ile 9,2 milyar $)
Önemli bir başarı değil mi?
Şimdi bir de bu başarının nasıl elde edildiğine bakalım:
Bu şirketle ilgili daha önce başka yazılar da yazmış, o yazılarda TEZ KOOP İş sendikası eski yöneticileri ile kurmuş oldukları ortaklıktan etraflıca söz etmiştim. Burada sadece özetleyeceğim bu ortaklığı.
Bahse konu sendika yöneticileri aktif görevde iken pek çok küçük ve orta büyüklükteki market işletmesinde örgütlenip TİS masasına oturdular. İşletmelerden talep edilenler MİGROS yönetimi ile birlikte belirlendi. Masadaki işverenin karşılamasının mümkün olmadığı talepler ileri sürüldü. TİS görüşmeleri grevle sonuçlandı ve bu işletmelerin çoğu ticareti terk etti. Kapanan işletmelerin demirbaşlarını hurda fiyatına satın aldı MİGROS. Yeni mağaza açılışlarında bunları kullandı. Kimi zaman ise doğudan satın aldı market iletmelerini değerinin çok altında bedel ödeyerek. Büyüme böyle gerçekleşti.
Bahse konu sendika yöneticilerinin görevden ayrılmaları sonrası bunların şirket kurmalarını sağladı ve işçi taşeronluğu yaptırdı onlara.
Değişik yöntemler izleyerek seküler bir görünüm yarattı. Böylece kamuoyunca üç harfliler diye bilinen maketlerden alışveriş etmeyenler müşterisi oldular şirketin. Gerçekte ise siyasi iktidar ile uyum içinde idiler her daim
Mağazalarına soktuğu ürünlere hiç peşin ödeme yapmadı. Ödemelerini ürünün satılmasını izleyen 30 (Bazen 60) günde gerçekleştirdi. Yürürlüğe soktuğu B2B uygulaması ile mağazalarındaki ürünlerin satış ve raf takiplerini bile tedarikçilere yaptırdı. Vadeli aldı, peşin sattı üründen elde ettiği kazanca bir de finansman kazancı ekledi böylece. Tedarikçinin sermayesini bedava kredi olarak kullandı. Bu uygulama sonucu zora düşen , iflas eden tedarikçilerin sayısı belli değil çünkü kaydı yok.
Sattığı her ürün tartışılır gerçi ama yumurta satışları daha da tartışılır. Endüstriyel kafeslerde eziyet gören hayvanlardan gelen yumurtaları satıyor yapılan tüm eleştirilere karşın bunları satmakta ısrar ediyor.
Şimdi de depo çalışanlarının ücret artışı taleplerini reddediyor, bununla da kalmayıp taleplerinde ısrar eden işçileri işten atmakla tehdit ediyor.
Bu şirketin son reklam sloganı geliyor aklıma
Migros, hepimize iyi gelecek
Hadi oradan
Hiçbirimize iyi gelmiyorsun Migros




